Buongiorno milleeeet vol2. :)))

Durmak yok yola devam :)

Roma’ya giderken birçok arkadaşım “aman benim içinde aşk çeşmesine bozuk para atmayı unutma” diye sıkı sıkı tembihledi. Bende tam bir görev adamı olmanın bana verdiği yetkiye dayanarak koşa koşa gittim Aşk Çeşmesine (Trevi Çeşmesi) lakin ne yazık ki tadilatta olduğu için kapalı idi bu sebeple bir sürü arkadaşımın aşk dileklerini yerine getiremedim. Çok bedbahtım :p (Bir süre daha tadilatın devam edeceğini okudum gitmeyi düşünenlerin aklında bulunsun.)

Bir sonraki durak Pantheon’du, malum Yunan mitolojisinde Pantheon tanrıların evi anlamına geliyor bu sebeple oldukça heybetli bir yapı. Roma’ya giderseniz görmenizi şiddetle tavsiye ederim.

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (14)

Bu arada Roma’da bir çok tarihi mekanın çevresinde hatıra fotoğrafı çektirmek isteyen turistlerden para kazanmak için gladyatör ya da Roma askeri kostümleri ile İtalyan abilere rastlamak mümkün. “Abiler” diyorum çünkü arada bazıları gerçekten Oburiks tadında tombalak abiler 😀 Tabi gayet atletik olanlar da var ama bize genelde Obiriks tadındakiler denk geldi 😀

Hazır Pantheon tarafına gitmişken meydanları ve meydanlarındaki havuzları ile ünlü bu güzel şehirde Navona Meydanını (Piazza Navona) ziyaret etmektende geri kalmayın. Geniş ferah bir meydan, bir çok sokak sanatçısı burada çalışmalarını sergiliyor ama beni en çok etkileyen meydandaki havuz ve çeşmeleri süsleyen heykeller oldu. (Dört Nehir Çeşmesi – Fontana dei Quattro Fiumi bu meydanda yer alıyor)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (9)

Bu güzel meydanda oyalandıktan sonra şöyle güzel bir şarap içmek ve yerel İtalyan yemekleri yemek isteyenler için Cul de Sac‘ı tavsiye edebilirim. Envai çeşit şarabı olan bu ufak ve tatlı mekanda şarap seçerken gerçekten salak oluyorsunuz çünkü şarap için menü olarak ufak bir kitapçık geliyor resmen 😀 Ben gözümü kapatıp seçtim en sonunda o derece 😀 Ve güzel haber seçtiğimiz şaraplar gayet lezizdi. Yemekleri lezzetli fakat bize çok ağır geldi bu sebeple bitiremedik. Özellikle sakatat seviyorsanız gidin derim ağır fakat değişik bir yorumla sunuyorlar, denenebilir. (Alttaki fotoğrafta soldaki yemekler Cul de Sac’dan)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (16)

Tabi “Roma’ya gidilirde Pizza ve makarna yenmezmi” düşüncesi ile tavsiye üzerine Alfredo‘ya gittik (yukarıdaki fotoğrafta sağda). Evet lezzetli makarnaları vardı fakat yine bize oldukça ağır geldi. Hani biz tipik Türk insanı olarak hamur işi yiyip doymayı beklerken ağır geldiği için bitiremeyip açlık hissimizi adam akıllı bastıramamanın acısını çektik bu iki yerde de 😀

Hep yemek konuşuyor olmak istemiyorum lakin hazır konuya girmişken Roma’ya giderseniz uğramadan tadına bakmadan dönmeyin dediğim bir kaç yeri de yazıp aradan çıkarayım hemen :)

Tatlı severler lütfen ama lütttfeeen Pompi‘de tiramisu yemeden dönmeyin. İspanyol merdivenlerinin hemen dibinde kalıyor bu tatlı mekan. Ananaslı, çilekli vs. bir dünya tiramisu çeşidi var. Bu kadar leziz ve bu kadar hafif tramisuyu başka bir yerde yemedim ben, özellikle çilekli olana delirdim. Aklımı aldı resmen. Biz tatil boyunca aklımıza estikçe soluğu orada aldık, kesinlikle gidin ve deneyin kendiniz için olmasada benim için gidin, noooolur gidin :)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (18)

Şimdi gelelim en eğlenceli kısımlardan birine bunu yazmazsam çatlar ölürüm:) Efenim internette şöyle leziz kahvesi var böyle güzel ambiansı var diye anlatılan yerlerden biri Cafe Greco idi. Nette bulduğumuz bilgilerin gazı ile var herhalde bir hikmet diyerek buraya gittik. İspanyol merdivenlerinden inince tam karşıdaki sokakta Burbbery, Cartier gibi mağazaların ortasında Prada’nın kapı komşusu olması yanında aşağıda göreceğiniz gibi baristalar ve garsonların tamamının smokinli olduğu bir ortama girdiğimizde biraz huylanmıştık aslına bakarsanız 😀 Sonrasında bir fincan espressoya dünyanın parasını verince (7 ya da 9 Euro idi) bir anda aydınlandık :) ama tahmin edeceğiniz gibi kahvenin çok ekstrem olması ile alakalı değildi bu durum  😀 Lakin yine de pişman olamadık bi kereden bir şey olmaz dedik geçtik :)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (4)
Bizim için Roma’da adam akıllı pizza yemek resmen grur meselesi oldu taktık kafayı ve sonunda damak zevkimize göre lezzetlere sahip, yerel bir fırın olan la Renella’yı bulduk. Burası bizim burada bildiğimiz fırınlar ya da pideciler gibi:) Orada hazırlanan pizzalar fırından çıkarılıp sıcak sıcak satılıyor. Fiyatlar dilim olarak değil, aldığınız pizza dilimlerini tartıyorlar kaç kilo ya da gram geldi ise onu ödüyorsunuz. (oldukça makul fiyatlara tıka basa doymak isteyenlere duyurulur).  Lezzetleri tarif edemeyeceğim kadar başarılı pizzaların, çok sevdiğimiz için deli gibi her fırsatta gittik :) hatta o kadar abarttık ki yola çıkmadan önce gidip pizza aldık ve uçakta bile pizza yedik 😀 Özellikle benim favorim mozarelli peynirli domatesli olandı. Bunun dışında patatesli (ama patatesler bana çiğ geldi), patlıcanlı vb bir dünya çeşit mevcut. Her birinden birer dilim alıp damak tadınıza uygun olanı bulmak için hepsini denemenizde fayda var.
DeliKizinCeyizi_Roma2015 (13)

Burada pizza yedikten sonra eğer hala midenizde boşluk kaldı ve o boşluk sizi rahatsız etti ise; orayı da tatlı ile doldurmak için hem bu fırına yakın olması hemde efsane bir tatlıya sahip olması sebebi ile Dar Poeta’ya gitmenizi tavsiye ederim. Burada ricotto peynirli ve nutellalı Calzone‘yi denemelisiniz. Ben ki tatlı delisi bir insan olarak bir orta boy Calzone’yi bitiremedim. Aşırı şekerden bayılma noktasına geldim çünkü içi tepeleme nutella ve ricotto peyniri dolu 😀 Of şuan yazarken bile canım istedi, elim kolum titredi o derece :) (Aşağıda bu şirin mekanı ve enfes tatlıyı görebilirsiniz)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (19)

Bu kadar yemek muhabbeti gerçekten karnımı acıktırdı o yüzden şimdi elimdeki yemek muhabbetlerini yavaşça yere bırakıp ayağımla size doğru iteleyerek başka konulara geçmek istiyorum 😀

Evet konudan uzaklaşmak için filmlere dizilere konu olmuş gladyatör dövüşlerinin mekanı ve Roma’nın efsanevi yapılarından biri olan Kolezyum’dan ve çevresinden bahsedeyim.  Zaten gittiğiniz zaman binanın ihtişamı sizi oldukça fazla etkileyecektir. İçeri girmek kısmı çok gereklimi açıkçası bilemiyorum elbette tercih edebilirsiniz ama dışarıdan görüntüsü dahi yeterli bence ve çevresi o denli büyüleyici ve yeterliki içeride daha büyüleyici birşeyler olmaz diye düşünüyor insan bu sebeple biz girmeyi tercih etmedik ama etrafında oldukça uzun zaman geçirdik.

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (2)

Kolezyum’a gitmişken hemen yanıbaşında antik bir şehir olan Roma forumu (Foro Romano) görebilirsiniz. Fotoğraflarda görüleceği gibi bu antik şehir aslında bir açık hava müzesi, yapıların içlerini görmek istemezseniz kuş bakışı etrafında dolaşabilirsiniz.

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (3)

Roma gerçekten her yerinden tarih fışkırıyor denilen şehirlerden biri tanesi. Özel olarak müzelere girmeseniz dahi şehrin kendisi zaten başlı başına bir müze tadında, görmeniz için yürürken ağzınızı açıp havalara bakmak yerine etrafınıza bakmanız yeterli :)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (6)

Kolezum’dan çıkıp, Roma Forum’u gördünüzse sırada Roma’nın en büyüleyici yerlerden biri olan Piazza Venezia meydanı ve bu meydanda yer alan Altare Della Patria binası yer alıyor. Buradaki heykeller (özellikle The Tomb of The Unknown Soldier) ve merdivenler (her ne kadar güvenlik sebebi ile oturmanıza izin verilmesede) İspanyol merdivenlerinden ve çevresinden daha fazla ilgimi çekti açıkçası.
DeliKizinCeyizi_Roma2015 (1)

Açıkçası gittiğim yerlerde herkesçe aman kesin görülmeli denen yerleri gidip gördükten sonra, koşturmak zorunda kalmaksızın tatlı tatlı şehri keşfetmezsem o şehirden tad alamıyorum. Bu sebeple dönmeden bir gün önce kendimize serbest zaman yaptık ve şehri şuursuzca, sokak sokak dolaştık, hoşumuza giden yerlere girdik, alışveriş yaptık, yemek yedik özetle şehri içimize sindirmiş olduk :)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (12)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (7)

Bir sonraki seyahate kadar herkese kocaman öpücükler. Allah selfie çubuğunuza ve sabırla fotoğraflarınızı çeken arkadaşlarınıza zeval vermesin :)

Buongiorno milleeeet vol1. :)))

Efem bu yaz ayrı bir yaz, bu yaz böyle yaza yaza bitiremeyeceğim kadar gezmeli tozmalı bir yaz :)
Amsterdam seyahatimden iki hafta sonra gittiğim İtalya yolculuğunu ancak bitirebildim:D  Olurda Roma tatili planlayanlar varsa bu postum ile onlara belki işlerine yarar bir kaç satır bilgi verebilirim.

Neyse bu kadar artizlik yeter gelelim yolculuk detaylarına; öncelikle bu deli her zamanki gibi wifi ve offline map lerine güvenerek düştü yollara 😀 Umarım bu alışkanlığım günün birinde beni pişman etmez 😀 Gerçi çok zorda kalırsam gittiğim ülkeden bir hat almak sıkıntı değil kafasındayım ya da deli cesareti bilemedim 😀 Neyse siz benim kadar rahat olmayın bu konuda 😀

Efem uçaktan inip toprağı öptükten sonra trenle Roma’ya gittik. Planımız 2 gün Roma 1 gün Floransa sonra yine Roma yapmaktı fakat tatil mevzuları enteresan, bir plan yapıyorsunuz ama orada o planı on kere değiştirebiliyorsunuz 😀 Bizde de aynen böyle oldu ve tüm tatili Roma’da  geçirdik:) Başta planda Floransa olduğu için ilk 2 gün Roma’da şuursuzca gezip görmeyi planldığımız yerlerin neredeyse hepsini dolaşıp bitirdik 😀 Yine aynı hızla arkadaşlarımızın tavsiye ettiği yerlerde yemeklerimizi yedik ama bu durum bizi cidden mutsuz etti. Hatta ikinci günün sonunda “açız ulaaaan. nasıl memleket burası” diye bik biklenmeye başladık:D Neyseki 3. gün itibari ile “başımızın çaresine bakalım yeaa” diyerek ve hakkattende başımızın çaresine bakarak hem eğlendik hem doyduk 😀

Roma’ya gidilirde Vatikan gezilmez mi diyenlere gelsin ilk bir kaç görsel. Açıkçası bizim niyetimiz müzenin içini gezmekten ziyade bahçesini gezmekti. Lakin bahçe için önceden rezervasyon gerekiyormuş, orada biraz çuvalladık:) Daha sonra ise hiç yapmadığımız bir şey yaparak Vatikan’a giriş için bir  tura dahil olmaya karar verdik. Aslında uzuun sıralar beklememek zamandan kazanmak için böyle bir şey yaptık fakat turun başlama saatini beklemek ve çok hızlı geçebileceğiniz bazı yerleri tur rehberinin uzuun uzun anlatımları ile yavaş yavaş geçmek çok keyifli değildi fakat özel ilginiz sebebi ile Vatikan ile ilgili yeterli ön araştırmanız yok ise kesinlikle bir rehber ile tura katılmak gördüğünüz şeylerin anlamını algılamak adına oldukça faydalı. Elbette siz isterseniz kulaklık alıp yine aynı şeyi yaşayabilirsiniz. Biz biraz sıcağında etkisi ile kim vurduya gittik 😀 Bu arada Vatikan’a doğru ilerlerken sürekli yolumuzu kesip bizi iknaya çalışan tur firmalarının çalışanlarıda burada etkili olmuş gözümüzü korkutmuş olabilir 😀 Sıra beklerim vakit derdim yok diyorsanız bir şansınızı sırada deneyin derim. Bizim zamanımız kısıtlı idi bu sebeple tur almayı daha uygun bulduk. Turlara katılmak isteyenlere bir uyarı kesinlikle pazarlık yapın :) Biz yolda birkaç yerden fiyat aldık ve sonra aralarında en makul olan ile alışkanlık gereği öylesine pazarlık yapalım dedik vallahi de indirim yaptılar 😀 Böylece az kazıklanmış olduk 😀

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (15)

Vatikan ile ilgili ister turla ister tursuz gidin size söylemem gereken şeylerden bir tanesi koridorlardan birinin (alttaki fotoğrafta sağda görünen) tavanındaki muazzam işçilik. Kabartma diye düşündüğüm bu tavanların aslında resim olduğunu ve üç boyutlu çalışıldığını öğrenince aklımı yitirdim. Lütfen gidenler tavanlardan gözünü ayırmasın :)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (20)

Bunun dışında içeride Sistine Şapeli tavanını süsleyen Michelangelo’ya ait muazzam resimlere hayran olmamak elde değil. Burada fotoğraf çekimi yasak olduğu için maalesef sizlerle paylaşamıyorum.

Vatikanın uzun koridorlarından sonra kendimizi açık havada çayır çimene atma ihtiyacı duyduk ve sanki yer yokmuşçasına şehrin diğer ucundaki Villa Borghese parkına gitmeye karar verdik. Havanın sıcaklığı üzerine ağlayarak parkın girişine doğru yürürken tam köşede Picnik adında bir kafe bulduk. Resmen çölde vaha gibiydi 😀 Eğer yolunuz düşerse lütfen gidin. Hem çok dostcanlısı hem de çok leziz ve serin bir yer.

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (17)

Burada soluklanıp kendimize geldikten sonra zorda olsa kalkıp parka girdik. Kesinlikle ama kesinlikle gidin görün. Özellikle fotoğraf çekmeyi seviyorsanız mükemmel bir ışığa sahip bu park. Ortadaki göletin tatlılığını yazmıyorum bile görünce zaten bana hak vereceksiniz.
Bu arada ufak bir not : İlgilenenler için parkın içinde bir de sanat galerisi mevcut ama biz Vatikan üzerine o gün tekrar bir sanat galerisine girmek istemedik, açık havanın tadını çıkarmak daha cazip geldi açıkcası :)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (11)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (10)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (8)

DeliKizinCeyizi_Roma2015 (5)

Parkta olduka uzun zaman geçirince oksijen çarptı sanırım saçma sapan hareketlerle kendimizi eğlendirdik 😀 Bu arada yukarıdaki fotoğrafta göreceğiniz üzre benden heykel falan olmazmış, olsa da sanatsal değerim olmazmış. Kesin bilgi yayalım 😀

Siz bu satırları okurken ben diğer yazıma geçip Roma ile ilgili diğer notlarımı paylaşayım. Şimdilik iyi okumalar 😀

Amsterdam güncesi vol2.

Selam yine ben hızımı alamadım ikinci bir yazı ile Amsterdam gezisini tamamlayayım istedim. Sırada başka şehirler başka ülkeler var yazacak ve bu sefer kendime ve size söz veriyorum yazmayı atlamayacağım :)

Bir önceki yazımızı Heineken’de bırakmıştık malum. Konumuza gündüz kuşağı evlilik programı tadında devam ediyoruz 😀 Tek fark bizde kavga dövüş bağrış çağrış olmaması :)

Efem meyva seviyorsanız şayet Heineken’den çıkınca ya da oraya girmeden Albert Cuyp pazarına gitmenizi tavsiye ederim. Özellikle meyva sevenler kaçırmasın (elbette Barcelona’daki La Boqueria kadar insanın aklını almıyor meyva konusunda ama yinede leziz ve taze meyvaları insanın içini bir hoş ediyor :D). Aslında çeşit olarak bizim buralardaki pazarlar gibi giyim ıvır zıvır vs. var. En önemli farklardan biri; bisiklet meraklısı arkadaşlar burada uygun bisiklet aksesuarları bulabilirler. (yakınlarda gidecek olan varsa insaniyet namına bana şu kafam kadar olan bisiklet zillerinden alsın ben almadım sonra pişman oldum :) ).

Konu pazarlardan açılmışken Amsterdam’da kocaman bir 2. El pazarı var. 2. el ürünlere düşkünseniz envayi çeşit şey bulabilirsiniz orada ama 2. el almam ben kullanamıyorum diyorsanız gidip zaman kaybetmenize değmez. Lakin vaktiniz bol ise gezilebilir yerlerden birisi burası.
28 Mayıs-1 Haziran 2015 Amsterdam15

Tey tey tey konulara gel pazar pazar dolaşan teyzelere döndüm bu yazıda 😀 Sıradaki pazarımız sevipte kavuşamayanlara gelsin (ay espride yaparmışım:p). Meşhuuuuurrr Çiçek pazarı (Flower Market). Bir çok blogda ya da rehberde “görülmesi gereken yerlerden” diye yazıyordu ama açıkcası özel olarak çiçek merakınız yoksa çok çok anlamlı olmayabilir. Lakin ufak tefek hediyelik eşya vs almak için oradaki çiçekciler ya da tam onların karşılarında ki minik dükkanlar baya iş görebilir o yüzden uğranabilir. Zaten yeri çok kolay ve ufak bir sokak, hani böyle saatlerinizi harcayacağınız bir yer değil. Taam ya gidin anasını satiim oraya da gidin :p

Şu yazıyı okuyan biri bu satırlara kadar Amsterdam’da sadece Pazar gezmeye gittim sanabilir ama şimdi çok şaşıracaksınız 😀 Pazarcı teyzeniz ani bir geçiş  yapıp Red Light’a dümen kırıyor 😀 Hepiniz az çok duymuşsunuzdur Meşhur Red Light sokağını. Açıkcası tercihe dayalı bir sokak burası da (gördüğünüz gibi heryer ve herşey tercihlere dayalı bizde :) ama tercih etmediğim yerde kalmamış maşallah heryere gitmişim:p). Gidilip en azından o sokakta (zaten kanal kenarında sağlı sollu bir yol ) bir dolanılıp bakılabilir, değişik bir deneyim. Ben orada dolanırken biraz kaba tabirle kafeslere kapatılmış ya da kendini kafese kapatmayı tercih etmiş bir grup kadın gördüm sadece. O yüzden bana biraz fazla sirk izlenimi verdi (kafeste gibi bir his verdiği için üzücü  geldi bana sevemedim). Tamam ya olaya duygusal bakıyorum, birazdan ağlıycam :) bilemiyoreeee bu benim görüşüm. (Evet arızayım ben).  Bu arada orada güzel olan birşey var ise o da gecenin bir yarısı da gitseniz kimse tarafından rahatsız edilmiyor olmanız. Gerçi vitrinlerdeki hoş ablalar varken size sıra gelmiyor olabilir, adamlar sizi ne yapsın dimi :p

Neyse konu acayip yerlere gidiyor geyiği bırakıp yemek kısmına geçelim biz 😀  Kahvaltı kısmında aslında kaldığınız yere yakın lokal bir yer bulmanız büyük rahatlık ama varsa yakınlarınızda Bagels and Beans‘e gitmenizi tavsiye ederim. Şehrin bir çok yerinde şubesi olan bir mekan ve oldukça lezzetli kahvaltısı vardı. (Türk olduğumu öğrenince dev kahve falan getirdiler malum espresso bizim gözümüzü doyurmuyor orada dev fincan kahve bulunmaz nimet :) )
28 Mayıs-1 Haziran 2015 Amsterdam3

Akşam yemeği için Balthazars diye bir yere gittik ama biraz pahalı idi açıkcası, gittiğiniz şehirlerde balık ya da et içeren özel bir yemek yeme derdiniz yoksa çok da gerekli değil :) Ben genelde tatillerde yemek olayına çok para bayılmayı sevmediğim için ödediğim para evlat acısı gibi oturdu içime eheheh ama aklınızda bulunsun yemekler lezizdi.

Yurtdışına gidip döner yemeyi başaran ya da İtalyan restoranı diye girdiği yerin Türk bir aile tarafından işletildiğine tanık olan çok kimse yoktur sanırım 😀  İşte bu dünya insanı olma sürecimde(!) Amsterdam’da gidip Hint yemekleri yiyebileceğim bir yer buldum 😀 Biz Hindistana gidemiyorsak Hindistan bize gelecek okkaddar :p Eğer meraklısı iseniz Latei’ye gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. Mekan çok tatlı, minnoş, salaş, vintage böyle şirinmi şirin bir yer. Fotoğraflardan anlayacağınız üzere (özellikle cama dekor olarak asılan donlar beni benden aldı) dünyanın en minnoş mekanlarından biri idi. Gidin deneyin derim. Hem keyifli hem leziz hemde fiyatları uygun.
28 Mayıs-1 Haziran 2015 Amsterdam6

Ya bakın en önemli yerlerden birini atlamak üzereydim. Arkadaşlar Amsterdam’a gidip Vondelpark’a uğramadan gelen bizden değildir. Alın yemelik içmelik birşeyler yanınıza gidin çimlere banklara serilin yiyip için. İnanın pişman olmayacaksınız. Ben bu gittiğimde hava çok serin olduğu için çimlerde yuvarlanamadım sadece dolanmakla yetindim ama inanın çooook güzel bir park. Pişman olmayacaksınız.
Processed with VSCOcam with f2 preset

Yazımın aslında sonuna geldim. Bütün yazıyı pazarlarda geçirip Coffee shoplar kısmına girmediğimi farketmişsinizdir sanırım :) O kısımları size bıraktım, lakin çok isteyen olursa haber etsin, sonuçta bilgi paylaşımına açığız malum 😀 Sadece bir kaç genel bilgi verip geçeyim bu konuyu çünkü eminim gitmeyi düşünenler onbin tane siteye bakıp araştırmışlardır bile:p  Coffee shoplarda alkollü içki satışı yok, bir de normal sigara yakayım derseniz gelip uyarıyorlar sadece ot içilebilir diye 😀 Bu çok möhim bilgiler ışığında gidip eğlenebilirsiniz efem 😀

Herkese sevgiler efenim umarım gitmeyi düşünen birileri varsa işine yarar bilgiler edinmiştir bu yazılanlardan bir de benim tavsiyem Amsterdam’a gidip sadece tek tip eğlenceye takılmayın. (Sadece Coffe Shopta geçen bir tatil olmasın). Hem şehri tanıyın hem de eğlencenin tadını çıkarın. Ben şahsen gittiğim şehirleri bu şekilde yaşamayı daha çok seviyorum. Hem eğlenip hem öğreniyor insan böylece 😀 Tavsiye ederim.
Herkese kocaman sevgiler…
Not: Soranlara cevaben Roma yazısı yolda…

 

 

 

Amsterdam güncesi vol1.

Bu sene leylek gördüğümü anımsamıyorum ama sanırım ağzım açık havalara bakınırken bir şekilde gözümün önünden geçtiler çünkü bir sürü seyahatin ortasında buluverdim kendimi bu yaz. Elbette bu durumun bir diğer nedeni biletleri kışın toparlayıp yaz tatillerini önceden organize etmemde olabilir ama ben leylek hikayelerini her zaman daha çok sevmişimdir :) Misal beni dünyaya leylekler getirdi (annemle babam duymasın) :)

Neyse gelelim her seferinde ayrı sevdiğim Amsterdam’a ve bu seneki seyahat notlarıma. (geçen sene tembelliğim yüzünden yazmadığım yazıyı telafi etmek için uzun uzadıya iki parça olarak yazayım diyorum  😀 bittiniz :D)

Öncelikle şunu belirteyimki bence Amsterdam için internet vs paketi almanıza gerek yok:). Çünkü girdiğiniz tüm müzelerde ve kafelerde ücretsiz wifi mevcut. Müzelerde genelde wifi şifresiz oluyor. Kafe’lerde de wifi varmı dediğiniz anda hemen şifreyi veriyorlar:) Yurtdışı görüşmelerine dahi kapalı olabilir hattınız herkesle whatsapp ile iletişim kurabilirsiniz :)

İkinci olarak sadece bu tatile özel olmayan naçizane bir tavsiyem var sizlere o da offline bir map indirmeniz. Ben Ulmon diye bir map buldum. Bir yerden bir yere giderken konum servislerinden yerinizi gösteriyor, aradığınız adrese ulaşımınızı sağlıyor özetle isteseniz de şehirde kaybolamıyorsunuz:) Bu arada aklınızda olsun Ulmon’da gitmek istediğiniz yerleri tatile çıkmadan sakin kafa ile işaretler ve kaydederseniz orada çok rahat edersiniz. Ben buradayken kaydedip yıldızlamıştım gideceğim yerleri orada çok çok rahat ettim. Haritamı açıp nokta atışı ile gideceğim yerlerin yollarına düştüm :)

Bu arada bisiklet kiralamakla ilgili fikrinizi bilmiyorum ama biz tüm şehri yürüyerek dolaştık, dümdüz olduğu için gayet yürünebilir bir şehir. Bisiklet kiralamaz ve bizim gibi yürüyerek veya tramvay kullanarak gezmek isterseniz kesinlikle 48 saatlik tramvay biletlerinden alın, fiyatı 12 euro olan bu bileti aldığınızda 48 saat boyunca tüm tramvay hatlarına istediğiniz kadar indi bindi yapabiliyorsunuz. Bileti tramvay içinde şöförden ya da ortada kabinde orturan görevliden alıyorsunuz. Direk binip bana bilet ver babacım demeniz yeterli, dışarılarda bilet arayıp zaman kaybetmeyin 😀

Gelelim nerelere gitmeli kısmına : Bu aslında biraz kişisel zevke bağlı bir durum kimisi sokaklarda dolaşmayı sever kimisi restoranlarda yemek yemeyi kimiside herşeyi boşverir müzeleri gezer vs vs. Ben biraz ortaya karışık yaptım bu sefer 😀 Siz içlerinden beğendiklerinizi ilginizi çekenleri deneyebilirsiniz :)

Malumunuz Amsterdam denince akla bir çok şey (!) geliyor ama biz kanaldan başlayalım :) Kanal turu olayı oldukça keyifli oluyor bir tura dahil olup şöyle uzun uzadıya kanalda takılabilirsiniz. Turlar genelde Central Station olarak bilinen şehir merkezinden başlıyor. Burada Gray Line diye bir gemide Türkçe anlatımlı kanal turu mevcut, yok bana Türkçe-İngilizce farketmiyor gelişine vurucam derseniz oradaki hatlardan herhangi birine binebilirsiniz. Ha bu arada yok ben kanal turu için ölmüyorum paramı oraya harcamak istemiyorum diyenlerden iseniz, ücretsiz kanal turu alternatifi olarak Heineken Experience’e gitmenizi tavsiye ederim (Buradaki beleş kanal turu detaylarını aşağıda ayrıca vereceğim:D).
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (10)

DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (14)
Tıngır mıngır kanal turu yanında gidilebilecek yerlerin başında benim için müzeler var ki ben Rijks ve Vangogh müzelerini şiddetle tavsiye ederim. Rijks çok büyük yani en az 3 saatinizi gözden çıkarmalısınız hatta belki daha fazlasını. Birde kesinlikle girerken müzenin iç planını gösteren krokiden alın içerideki danışma masasından çünkü çok büyük olduğu için o haritadan takip etmezseniz yarısını gezip bitti diye çıkabilirsiniz 😀 Şahsen ben bir önceki sefer bazı salonlara girmemişim:) Bu sefer köşe bucak gezdim.
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (2)
Bu arada bu Rijks müzesine gittiğinizde bu kütüphaneyi görmenizi tavsiye ederim. Müzenin içinden özel bir balkon ile kütüphaneyi ve içerisinde sessiz sakin kitaplara gömülmüş çalışan insanları görebiliyorsunuz. Neden bilmem ben her seferinde bu kütüphaneye bakarken kendimi Harry Potter filmlerinde gibi hissediyorum :)
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (9)
Müzelerde bir de şöyle bir tavsiyem olacak eğer mümkünse önceden bilet almanız iyi olur. Zaman kazanırsınız zira kapıda çok kuyruk oluyor. Ama önceden alamazsanızda bu iki müzenin olduğu müze meydanı olarak bilinen bi yer var orada hediyelik eşyada satan müzeye ait bir bilet satış noktası var. Hem Rijks hem de Van Gogh için oradan bilet alabilirsiniz.
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (8)
Bir de aklınızda olsun gezi sıralaması yaparken Rijks’in 17:00’da kapandığını hesaba katarak hareket edin. Biz aynı anda iki yerede bilet aldık Rijks 17:00’da kapanacağı için önce ona gittik ardından Van Gogh’a gittik (22:00’ye kadar açıktı) bu bilgi aklınızın bir kenarında bulunsun orada gişe görevlisine zaren güncel durumu sorarsızınız :) Bu arada Rijks ile ilgili güzel bir bilgi; içeride fotoğraf çekmek serbest elbette eserlerin gözüne gözüne flashları patlatmadan 😀

Neyse bol bol fotoğraf çekinebileceğiniz yerlerden biri olan Madame Tussauds Müzesi ile yazımıza devam edelim :) Daha önce gitmemiştim ve bu sefer merakımdan gittim. Evet ünlülerin bal mumları ile fotolar falan keyifli ama yani aşırı beklenti ile gitmeyin. Yaklaşık yarım saatte bitiyor 😀 Açıkcası ben biraz boşuna para vermiş gibi hissettim kendimi 😀 Özel merakınız yoksa ya da vaktiniz olmazsa kaçırdım diye üzülmeyeceğiniz bir yer emin olun :) Ha gidersenizde tadını çıkarın :)DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (6)

Bu arada çok bayılmadım desem de Van Gogh’un benim babam olduğunu ispat eden aşağıdaki fotoğrafı çekinmeden ve de Einstein’a “seviyorsan git konuş panpa” tavsiyesinde bulunmadanda mekandan çıkmadım:)DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (7)

Eveet soyağacımıda sizinle paylaşıp rahatladığıma göre Heineken Experience’den bahsedebilirim sizlere :) Bildiğin Heineken bira fabrikasını müze tadında geziyorsunuz. Heineken birasının tarihini hem bilgilendirici hem de eğlenceli biçimde anlatıyorlar. Bol bol eğlenceli aktiviteleri var ayrıca bira seviyorsanız bira yapımı ilginizi çekecektir bir de elbette orada ikram edilen biraları içmekte ayrı bir keyif :) Özellikle 10 dk’lık sinema gösterimi ile biranın yapım aşamalarını anlattıkları bir etkinlik var ki cidden keyifli :) (bir bira şişesi içerisindeymişsin gibi seni sallaya sallaya video izletiyorlar :D)

Müzeden çıkmadan önce size ikram edilen 1-2 şişe birayı içebilir ya da onun yerine gidip bira dolumu sertifikası alabilirsiniz :) Oldukça yalandan bir sertifika ama baya baya şirin bişey :)  Barın arkasına geçip bir barmenin verdiği bilgi ve kısa eğitim sonrasında bira doldurmayı öğrenip doğru doldurana kadar bir kaç deneme yapıyorsunuz 😀

Ve yazının başında belirttiğim kanal turu olayı var. Şöyleki müze çıkışında kapının oralarda görevliler bilet dağıtıyorlar onlardan bilet alıp Heineken’in özel kanal aracına biniyorsunuz. Sonrasında Heineken’in şehrin başka bir yerinde olan hediyelik eşya dükkanına 10 dk lık bir kanal turu ile ulaşmış oluyorsun. Özetle kanal turuna para vermem ben diyenler için alternatif kanal turu ehehehe :)

Daha yazacaklarım elbette bitmedi ama hepsini tek bir posta sığdıramadım:) Siz bu yazdıklarımı okurken ben çoook ama çoook uzaklarda olmayacağım elbette :) ikinci bir post yazmaya başlayıp bu yazıya sığdıramadığım kısımları anlatıp Amsterdam tatiline ait notlarımı bitireceğim:) Herkese iyi okumalar. İkinci yazıda eli kulağında bugün yarın karşınızda olur :)

 

Büyümeyen çocuklara…

Bazı çocuklar büyümedikleri gibi bazı büyüklerde her buldukları fırsatta çocuk olma eğilimindedirler bilirsiniz 😀 Bu bahsi geçen büyükler aslen büyümemek için direnen ama sonra büyümek zorunda kalıp her bulduğu fırsatta çocuk olmaya çalışan insanlar topluluğudur 😀 İşte ben tam olarak bu gruba dahilim sanıyorum 😀 Ne zaman eğlenceli birşeylerle karşılaşsam kendim koşa koşa gitmeye çalıştığım gibi çevremdeki insanlarıda sürükleme çabası içerisine giriyorum 😀

Son maceram (ki ben geçen sene yeğenimle gitmiştim ama kendi yaş grubumu sürükleyememiştim) İstanbul Oyuncak Müzesine arkadaşlarımı götürmek idi 😀 Efenim malum daha önce gittiğim için ortamı biliyor olmanın avantajı ile bildiğiniz “mebus karısı gibi, havalı havalı” dolaştım müzeyi :) (ah güzel Türk film repliklerim yaaa)

Neyse yeterince cıvıdımsa biraz ciddi ciddi anlatmaya başlayayım.  Bence “İstanbul Oyuncak Müzesi” ismi itibari ile çocukların çok ilgisini çeken fakat yetişkinlerin de görmesi gereken yerlerden bir tanesi. Br kere atmosferi kendinizi zaman tünelinde gibi hissetmenize sebep oluyor. Çocukken oynadığınız, bir yerlerde gördüğünüz oyuncaklarla karşılaşıyorsunuz. Sevdiğiniz koleksiyon oyuncaklarını görüyorsunuz. Hepsinin yanı sıra yıllara göre hangi ülkenin çocukları hangi tür oyuncaklarla oynayarak büyümüş bunu görüyor ve diyorsunuz ki “evet arkadaş, bu adamlar biz plastik arabalarla oynarken uzay gemileri ile oynayan çocuklarmış. Elbette Mars’a önce onlar gidecekler” 😀
Bunlarla da bitmiyor kazanımlarınız, mesela bir çok özel parça oyuncağın hikayesini öğreniyorsunuz. Özetle; bir masalın içinde dolaşarak tarihi öğreniyosunuz.

DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (2)

İlk fotoğraftanda anlaşılacağı gibi kendinizi çocuk hissedebilmeniz için müze  girişine dev zürafalar kurşun askerler vs ler konmuş. Burdan bi gazı alıyorsunuz zaten 😀 Sonra tutabilene aşkolsun :)
DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (11)

DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (1)

Bunlar favorilerimden bazıları. Üzülerek belirtmek istiyorumki ilk bebekten nefret ediyorum ne zaman görsem aklıma Chucky geliyor 😀 İkinci bebek dünyanın en sevimli oyuncaklarından biri benim gözümde, üçüncüsü ise dünyanın en gerzek ama bir o kadarda tatlı oyuncağı olabilir kanımca:)

DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (3)Buyrunuz bunlar 1960-70 yıllarına ait Türk bebelerinin oynadığı oyuncaklar. Sanıyorum plastik oyuncaklarımızla doğaya ciddi zararlar verdiğimiz yıllarmış o yıllar….

DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (5)Burada da Amerikan bebelerinin oyuncaklarını görüyorsunuz 😀 Sağdaki ayakkabılar “Ay Ayakkabısı” olarak geçiyor 😀 Nasıl bayıldım varya şuan olsa gider alırım o derece 😀
DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (6) “Efem bu da uzaya çıkan ilk Türk” değil ilk “Türk Bayrağı“. Hikayesi yanında yazıyor lütfen vakti olanlar uzun uzun okusunlar…

DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (9)
Bu fotoğraftaki siyah ayıcıkları görünce başta çirkin ve anlamsız bulmuştum. Daha sonra yanlarındaki açıklamayı okuduğumda fikrim tamamen değişti. Hikayesi kısaca şu; Bu siyah ayıcıklar Titanik faciası olduğunda kazada ölenlerin anısına dev geminin batış tarhi olan 1912 adet üretilmiş özel bir seri imiş.  Bazen farkında olmadan ne kadar ön yargılı olabiliyoruz değilmi?
Bu arada savaş sonrası Almanyasına ait oyuncak figürleri olan odayı gezmenizide şiddetle tavsiye ederim. Oradaki maketleri incelerken fonda çalan Schindler’s List Soundtrack’ı ile gerçekten çok başka bir duygu seline kapılacaksınız.

DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (4)veeee oyuncak müzesinin cafe’sinden sonraki en tatlı en bal mekanlarından biri 😀 oraya giden herkese “kesinlikle tuvaletede gidin” deme sebebim olan koridor 😀 Tuvalet ihtiyacınız olmasada Denizaltı şeklinde tasarlanmış koridoru görmek için gidin muhakkak 😀 Ya delice gelebilir ama aşırı güzel aşırı akıllıca hazırlanmış. Sonuçta düz bir koridor yapıp iki farklı rengede boyanıp kotarılabilecekken gerçekten özenilmiş emek harcanmış. Emeğe saygımdan tuvalete giremiyorum ama olsun 😀

DeliKizinCeyizi-OyuncakMuzesi (10) ve son olarak çıkışta kapıp götürmeye çalıştığım kurşun askerim ve bu gezide bana eşlik eden güzel insanlarla bir fotoğrafta paylaşmadan olmazdı 😀

Bu arada sabah erkenden kalkıp uçağa yetişmem gerekiyor ve ben gecenin bir yarısı acele acele yazıyorum yazımı o yüzden imla hatalarım falan varsa affedin diyor ve kahkahayı basıyorum 😀 İmla hataları bizde atasporu düzeltemedim gitti biliyorsunuz ama idare edin:)))  lakin fotolar vs ler eksik gedikler varsa bir hafta sonra döndüğümde hepsini tekrar gözden geçiririm söz:)

Unutmadan ulaşımı çok kolay, minibüs caddesin üzerindeki Göztepe benzinliğe yürüme mesafesinde, ayrıca herkes gidebilsin diye giriş ücreti yetişkinlere 10 tl idi sanıyorum.
Özetle Sunay Akın’a buradan ne kadar teşekkür etsek azdır inanın çok ciddi bir emek ve özen var orada o yüzden çok seviyorum ve evet sizlerde gidin görün istiyorum. Tek gitmek istemeyen haber versin ben yine giderim :)

Herkese en kocamanından öpücükler hadi kaçtım ben :)))

 

 

göze geldim :)

Bir kadının gardrobunda bazı parçalar vardır ki hayat kurtaran cinsten, olmazsa olmazlardan… Bakınız siyah bir elbise, topuklu bir ayakkabı, beyaz gömlek vs vs bu sıra böyle uzar da uzar. Saydıklarıma ek olarak benim listemde dışarı çıkarken hızlıca yanıma alabileceğim clutch çantalar yer alıyorlar.
Eh clutch çanta sevince bir de üstüne üstlük sezonun trend parçaları arasında clutch lar yerini almaya başlamışsa o noktada bir şeyler yapılmalı düşüncesine bürünüveriyor insan :)
Benim gibi clutch sever arkadaşım Asuman’la bu işe bir el atalım dedik. Tamamen kendi zevkimizi yansıtan ürünleri malzemeleri bir araya getirip, bir kısmı cicili bicili bir kısmı ise oldukça cool sayılabilecek bir clutch serisi hazırladık. Kendi ruhumuzu, çizgimizi yansıtan modeller yaratmaya çalıştığımız içinde bu kolksiyona “Line” adını vermeyi uygun bulduk :) Elbette böyle bir koleksiyon hazırlarken insan kendisi içinde birşeyler yapmadan duramıyor :) Neredeyse modellerin herbirine ayrı ayrı sulanmamıza rağmen insaflı davranarak ilk etapta sadece 2-3 er tanesine el koyduk  😀 Diğerlerini ise paketleyerek yeni sahiplerine hazır hale getirdik :) Sınırlı sayıdaki ürünlere ulaşmak isteyenler bu linki tıklayabilirler. Diğerleri yazıyı okumaya devam edebilirler :)

Yukarıda kendimize birer tane seçtik dediğim modeller içerisinde benim ilk tercihim elbette göz çanta oldu. O kadar çok sevdim ki, kendisiyle aşk dolu bir haftasonu geçirdik resmen 😀 Bu aşk dolu saatlere inanmayanlar aşağıdaki fotoğraflarda aramızdaki elektriği açıkca görebilirler kanımca :)

Not : Gerçekten nazara inanıyorum:)  (evet batıl inançları olan bir kadınım :D). Cuma çantalar yayınlanmaya başladı ve ben Cumartesi akşamı durduk yere telefonumu elimden düşürüp ekranını kırdım. Hayır hayır ben dikkatsiz değilim (:p) nazar diye bişi var arkadaşlar ondan oldu:) bilimsel bi gerçek bu :p kesin bilgi yayalım :p

of yine şımarmasam olmazdı:) yine bol şakalar içeren (yeeeeteeer dediğinizi duymazdan geliyorum :D) bir yazının daha üzülerek sonuna gelmiş bulunuyorum ve diyorum ki nazar attım, göze geldim madem, o zaman göz çantamı yanımdan ayırmam ben artık 😀

sabrınıza kocaman teşekkürlerimi bir borç bilir her birinizi ayrı ayrı öperim 😀

DeliKızınCeyizi-EyeBag (4)

DeliKızınCeyizi-EyeBag (3)

DeliKızınCeyizi-EyeBag (1)

 Çanta : Paw by Nes “Line” koleksiyonu / Mont : Network / Kazak : HM / Ayakkabı : Neslihan Canpolat

 

Bağğzı kupalar pek güzel :)

Yine günlerden bir gün çıktım dolaşıyorum Mudo‘ya girivereyim dedim. Demez olaydım 😀 Amaney bir kupalar gördüm arkadaşlar aklım yerinden oynadı. Nasıl güzel renkler, nasıl keyifli desenler anlatamam. Hatta anlatamayacağımı bildiğim için tek tek hepsinin fotoğrafını çektim 😀 Ev kupa kaynadığı için pis boğazlık yapmamayı başarıp almadım ama aklımda kalmadı değil hani 😀

Bu arada tanıdıklarım bu yazıyı okuyup bana şirinlik yapacaklar, sonrada ev bu kupalarla dolup taşacak diye de korkmuyor değilim. Yapmayın :)

DeliKizinCeyizi_MudoKupa (2)
DeliKizinCeyizi_MudoKupa (4)
DeliKizinCeyizi_MudoKupa (3)
DeliKizinCeyizi_MudoKupa (1)

Bu arada merak edenler için ojem Rimmel – 613 Midnight Rendezvous

Acil olarak havaların ısınmasını talep ediyorum:) Crop top’um geldi.

Bu sene çok güzel bir sene olacak çünkü gözümüzü gönlümüzü açan ürünler görüyorum heryerde. Son keşfim ise el örgüsü bluzlar, büstiyerler. Biraz çiçek çocuklar tadında, hafif retro kokan, bir o kadarda çekici ürünler. Buram buram yaz esintisi, festival havası falan filan.
El örgüsü croptop’larla (ay şuna büstiyer desene be kadın diyenleri duyar gibiyim eheheh) kafayı bozmama sebep olan marka  YadeHandMade ile tanıştırmak isterim sizleri :) Gerçekten yaza yakışır renkler ve modellerle insanın önce aklını alıyor sonra içini ısıtıyor :)

Neyse daha yazacak çok şey var lakin yazmaktan ziyade görselleri sizlerle paylaşmayı tercih ediyorum.

Fotoğrafları incelerken bu bluzların dediğim kadar güzel olduklarını sizde göreceksiniz. Gözünüzün gönlünüzün açılacağını garanti ederim. :)

DeliKizinCeyizi_CropTop (4)

DeliKizinCeyizi_CropTop (5)

DeliKizinCeyizi_CropTop (6)

Gelelim farklı kombinlerle bu üstleri nasıl kullanabileceğimize.  Bunlar benim internette görüp çok çok sevdiğim kombinler. Elbette oluşturacağınız kombinler sizin kişisel zevkiniz ve hayal gücünüzle sınırlı benim paylaştıklarım sadece fikir vermek amaçlı :)

DeliKizinCeyizi_CropTop (2)

DeliKizinCeyizi_CropTop (3)

Yukarıdaki ikilinin dekolte kısmı tam olarak favorilerimden. Ayrıca gece mavisi renk olarak akıllara zarar güzellikte…

DeliKizinCeyizi_CropTop (8)

DeliKizinCeyizi_CropTop (9)

Yukarıda özellikle ortadaki model ayrı bir güzel geldi bana, “çok güzeller ama ben bunu günlük kullanamam” diyenler için tavsiye: deniz kenarında bikini üstü olarak da gayet başarılılar bana kalırsa. Gördüğünüz gibi ben her türlü kullanımına bayılıyorum bu bluzların:)

DeliKizinCeyizi_CropTop (1)

DeliKizinCeyizi_CropTop (10)

DeliKizinCeyizi_CropTop (7)

Ne dersiniz gerçekten güzeller değil mi?

 

SunArt güneşiniz hiç sönmesin efem:p

Takip edenler bilirler vestaevent‘in organize ettiği SunArt etkinliğinin 3. sü geçtiğimiz Pazar gerçekleşti. Yorucu ve koşturmaca dolu hazırlık süreci sonrasında 22 Mart Pazar günü Galata GaleriBu‘da gerçekleşen etkinlikte Paw by Nes standımı kurmuş ve insanlara tüm yorgunluğumu unutup gülücükler dağıtmaya başlamıştım bile 😀

Bu tarz etkinliklerin benim için en ama en güzel yönü ürünlerimi takip eden insanlarla tanışma ve yüzyüze sohbet etme fırsatı bulabilmem. O kadar keyif alıyorumki standıma gelip “ben sizi sosyal medyada takip ediyorummmm…” diye başlayan cümleler duymaktan,  kalkıp sarılasım geliyor karşımdakine, çok tatlısınız, valla bak :)
DeliKizinCeyizi_SunArt (2)

DeliKizinCeyizi_SunArt (6)

Halen sosyal medyada takip etmeyenler ve “aaa bende takip etsem” diyenler için facebook, instagram ve twitter hesaplarının hepsi pawbynes 😀 görüldüğü gibi çok pratik 😀

DeliKizinCeyizi_SunArt (8)

Elbette sadece takipçilerle tanışmakla kalmıyor yeni yeni arkadaşlar edinme şansına sahip olmamı bir sürü işinden keyif alan yeni tasarımcı ya da blogger ile tanışmamı sağlıyor böyle organizasyonlar.  Örneğin keyifle takip ettiğim  sevgili Duygu Şenyürek’le tanışma ve de kaynaşma şansım oldu SunArt etkinliği sayesinde :)

Tüm bunların yanında belirtmeden geçemeyeceğim bir şey var  o da vestaevent kurucuları Gözde ve Selin‘in güler yüzü için bile SunArt’a  katılır insan :)

DeliKizinCeyizi_SunArt (5)
DeliKizinCeyizi_SunArt (4)

Şimdi gelelim diğer bir önemli noktaya 😀 hep önemlidir zaten bilirsiniz 😀 ama bu çok önemli :p
neyse şaka bir yana ben normalde sütsüz şekersiz acı filtre kahve ve türevlerini içen bir insan olarak Pazar günü kazayla elime geçen MOCİstanbul‘un Cappucinosunu denemiş bulundum. Size şöyle özetlemek isterim lezzeti; Bütün gün sürekli Cappucino içtim :) öyle lezzetliydi 😀 Anadolu yakasında şöyle evime yakın bir yerlerde bir şubeleri olsa idi keşke diye içimden geçirdim hatta dayanamadım şuan buraya da yazıyorum kayıt altına almış olmak için 😀 Noluuurrr buralarada geliiiiiiinnnn :)
DeliKizinCeyizi_SunArt (3)
Son olarak bu ikiliye dikkat 😀 Beni zaten biliyorsunuz iricene olan 😀 ve yanımdaki de dikiyorum.com ‘un becerikli elleri Asuman 😀 Çok yakında bu ikiliden çok keyifli sürpriz bir koleksiyon geliyor 😀 Sürprizi bozmamak için detayları şuan veremiyorum ama kesinlikle takipte kalmanızı tavsiye ederim 😀
DeliKizinCeyizi_SunArt (1)

Bu kadar gevezelikten sonra artık bende dinlenmeyi ve eğlenmeyi hakettim diye düşünüyorum ve siz bu satırları okurken ben çooook uzaklarda olacağım geyikleri yapıp kendimi sokaklara atmak için hazırlanmaya gidiyorum 😀 Herkese kocaman öpücükler SunArt güneşiniz hiç sönmesin efem :p (bu cıvıklığı yapmasam olmazdı ehhehe)
Keyifli haftasonları olsun muah muah…

yaz kapımızda değil kafamızda :)

yaz kapımıza dayandı “ooh oh yandan” falan tadında keyiflendiğimiz günlerin ortasında kış tur bindirdi resmen ve havalar yine buz oldu.

yine yeni yeniden soğuk”  lakin bu gidişe bir dur demek  için süper kahramanlara başvurmaya gerek yok, kendi çözümümüzü kendimiz ürettik geçen hafta. Işıl ışıl payetli pantolonlar, etekler, ayakkabılar giydik ortamı neşelendirelim yazın gönlü olsun yamacımıza gelsin dedik, yetmedi.  Şimdi daha vurucu bir darbe ile şansımızı deniyoruz. Saçlarımızı gökkuşağının renklerine boyuyoruz. Evet evet doğru duydunuz “yaz kapımıza gelemese de kafalarımıza gelecek” böylece 😀 (Lanet olsun yine çok zekice bir çözüm ürettim :p)

şaka bir yana yıllardır kullandığım saç rengimi çok sevdiğim için herhangi bir renk katmak istemiyor olsamda ufak tefek değişikliklerle hayatına renk katmak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim bu rengarenk saç olayını. öyle çok abartmadan bir tutam saçınıza ya da saçınızın istediğiniz bir bölümüne farklı renkler uygulanıyor ve hem siz değişiklik ihtiyacınızı karşılamış oluyorsunuz hem de bizim gözümüz gönlümüz açılıyor. Özetle herkes kazanıyor :)

DeliKızınÇeyizi_Rainbow (2)

DeliKızınÇeyizi_Rainbow (3)

DeliKızınÇeyizi_Rainbow (4)

DeliKızınÇeyizi_Rainbow (5)

DeliKızınÇeyizi_Rainbow (1)

Düşünenler için instagramda ertan altun’un elinden çıkmış oldukça başarılı saçlar görüyorum ama bildiğiniz başka yerler varsa onlarıda paylaşırsanız yazıyı zenginleştirmiş olursunuz.

Herkese sevgiler…