Müzeyyen Senar Etkisindeki Elektrik Mavisi Etek :)

Genelde yazarken çalışma masamın yerinden, masamın düzenine, o an ortamda çalan müziğe kadar herşeyden etkilenebiliyorum. Bilerek ya da bilmeyerek o anki enerji ruhuma oradanda parmaklarımın ucundan klavyeye yansıyor.
Örneğin ; Şuan aklımda elektrik mavisi eteğim ve beyaz salaş t-shirt’üm ile yaptığım sade ama benim çok sevdiğim kombini yazmak varken arkadan bangır bangır çaldığım Müzeyyen Senar ile eteği bluzu bırakıp bir büyük rakı ile mezeler üzerine uzuuun uzadıya yazmak istiyorum mesela :D

Gördüğünüz gibi şımarmam geldi ve yazıyla oyuncak gibi oynuyor ama bir türlü eteğe bluza giremiyorum :D Ama olsun burada amaç yazarken keyif almak, eminim sizin de amacınız engiiiiin moda bilgimden faydalanmak vs değil keyifli bir kaç satır okumaktır :)) Özetle aslında bu bloğun amacının bir şeyler paylaşmak paylaşırken eğlenmek olduğu sonucuna varabiliriz. Varamasakta vardırdım ben yapacak bir şey yok bugün böyle :)

Hepinizi öperim öperkende arada eteğimi bluzumu içeren iki fotoğraf eklerim buraya :D

Bu arada “çok havalıyım lanet olsun” pozlarıma bakmayın en son bileklik detayı haricindeki tüm fotolar o gün Cafe Nero’da tuvalet sırası beklerken çekildi :D ahahah  bu açıklama üzerine yüzümdeki anlamsız ifade ve fotoların biraz bulanık olması şimdi hepinizde bir anlam ifade etti değilmi :)

Neyse ben daha fazla cıvımadan yazımı bitireyim. Hafta sonu yaklaşırken Müzeyyen Senar dolu günleriniz olsun. Keyif olsun. Huzur olsun, e haliyle sanat müziği varsa birazda hüzün olmalı değil mi? Hüzün de olsun anasını satiim :) Bitmediiiiiiii  arada göbecikler atasınız rakı bardağını kafanıza dikip fondip yapasınız gelsin emiiiiii :)

Haftasonu yaklaşıyor. Herkese keyifler olsun…

Sevgiler….

DeliKızınCeyiziMaviEtek (1)
DeliKızınCeyiziMaviEtek (2)
DeliKızınCeyiziMaviEtek (3)

DeliKızınCeyiziMaviEtek (4)

 

 

Meow

Bazen bazı parçalar vardır. Alırsınız, alırken çok sever ama neyle bir araya getireceğinizi bir türlü bilemezsiniz. Ne atmaya ne de bir başkasına vermeye kıyamazsınız. Dolabınızda her gördüğünüz de “ay benim bunu giymem gerek” der ama bir türlü bu hayalinizi hayata geçiremezsiniz ya, hah işte bu yazı bununla ilgili :) Girişinden anlayacağınız üzere çok dramatik bir yazı olacak. Şimdiden kendinizi hazırlayın :p
Zavallı t-shirt’ün dramı :p
Aslına bakarsanız artık bu tarz korkunç alışverişler (yani kabaca şuursuzluklar) yapmamaya özen göstersem de bu bilince ulaşana kadar bildiğiniz dünyalar kadar böyle parça almış biri olarak neyseki eninde sonunda bu parçalara uygun diğer yarıları karşıma çıkıyor da kullanabiliyorum. Bakınız 2,5 sene önce daha bu seneki gibi açık göbeğin moda olmadığı zamanlarda (düşük belli kotların popüler zamanlarında yani) almış olduğum üzerinde MEOW yazan kısa t-shirtüm ile aramdaki ilişkide aynen böyle bir ilişki idi. Dolabımı her açışımda o bana beni giy dercesine, ben ona seni neyle nasıl giysem dercesine bakışıp duruyorduk. Bu uzun bakışmalar boyunca da ne o benden vazgeçti ne de ben ona git diyebildim. Dolabımda durdu durdu durdu.

(Bu arada aşağıdaki fotoğrafları görenlerin “ah be deli hatun bi kot pantolon çeksen altına olurmuş işte” dediğini duyar gibiyim ama o zaman hikayemiz yeterince dramatik olmazdı. İçinde aşk özlem vs barındırmadığı için okuyucuyu çekmezdi :) Hem artık kocamanım arkadaşlar, sonuçta 15 yaşında gibi giyinemem canım yapmayın sizde gelmeyin üzerime:p Neyse daha fazla cıvıklaşmadan hikayeye dönelim biz :p )

Sonunda bu yaz birden bire t-shirtümü yıllar önce almış olduğum ve severek giydiğim bol paça yüksek bel kumaş pantolonum ile beraber giymek aklıma geliverdi. Artık zihnimmi açıldı o an, bi aydınlanmamı yaşadım, uzaylılar mı bişi yaptı ne oldu orasını bilmiyorum. Bakınız 2,5 senede düşen jetonum var benim. Bu bağlamda çok sık yazı yazamıyor olmamı lütfen fazla görmeyin :D  ehehe bunu da buraya sıkıştırayım istedim :).

neyse iyiki de sonunda düşmüş jeton. bu yaz mutlu mesut yılların acısını çıkarırcasına tshirtumu giydim :)

Böylece hikayemizin sonuna gelmiş olduk :) Kafamda bir takım kedi sesleri. meoww da meooow. Belkide kafam da değil evdeki iki zibidi kedimin bağırtılarıdır duyduklarım. Adamlar bilinçaltıma işliyorlar resmen. Ordan burdan elimi attığım her yerden kedili birşeyler çıkıyor olmanın sebebi onlar. hatta sayelerinde böyle uzuuun uzun anlamlı yazılar yazıyorum sizlere :) neyse öperim çok hepinizi :)

DeliKizinCeyiziMeow (4)
DeliKizinCeyiziMeow (2)
DeliKizinCeyiziMeow (3)

Aşağıda da o güne ait bir takım “tutmayın küçük enişteyi salıverin gitsin” pozları var. onları da paylaşayım istedim :) balonlar nedir diye sormayın uzun hikaye :) onları ayrıca yazarım.
DeliKizinCeyiziMeow (7)
DeliKizinCeyiziMeow (1)
DeliKizinCeyiziMeow (6)

Gezdik gördük :)

Eveeeet yedik şekerleri tatlıları ve “spor yapmalıyız aldığımız kiloları vermeliyiz” diye ortalıkta çığlıklar atmaya başladığımız günlere ulaştık çok şükür :D

Normalde gezip dolaştığım yerleri ay bu gün, ay yarın derken bir türlü yazma fırsatı bulamayan bir tembel olarak yazmayı atladığım Barselona ve Amsterdam tatillerinin aksine (lanet olsun çok havalıyım :p) bu bayramda gittiğim 4 günlük Mersin tatilimi sizlerle paylaşmak istedim.

Tatil dediğiniz şey mesafe uzun ise arabayla eziyettir benim gözümde lakin bu sefer çok keyifli oldu. İstanbul’dan Perşembe öğleden sonra yola çıkıp yol üzerinde bir sürü yerde mola vererek, keyif yaparak Mersin yolculuğumuzu tamamladık.

Takip edenler bilir çok fazla yemek vs paylaşmayı sevmem instagram ve facebook üzerinde ama bu post ta bir parça yemeklerden de bahsedeceğim izniniz olursa. Örneğin Mersin’e yolu düşenlerin tantuni yemesini, tantuniyi de Göksel tantunide denemesini şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca daha önce hiç denemediğim Kerebiç ve adını çok duyduğum ama tadını hiç bilmediğim Bici Bici ile de bu tatilde tanıştım. Kerebiç ağır olmasına rağmen bitkisel olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdığım beyaz köpüksü sosu ile beni benden aldı. Bici bici ise maalesef bende ciddi hayal kırıklığı yarattı.(Bunda gülsuyunu çok sevmiyor olmamda etkili olmuş olabilir elbette :D)

Bu arada cezeryeyi söylemeden geçmek olmaz elbette. “Cezerye kalp ben” diyeyim siz anlayın ne derece sevdiğimi. Tatlı düşkünü olmamdan mütevellit biraz fıstıklı, biraz cevizli, biraz fındıklı derken cezeryeci Halil’in dükkanını kuruttum bildiğiniz :D

Efenim biraz tersten oldu anlatımım. Atalarımız “yiyip içtiğin senin olsun gezip gördüğünü anlat” demişler ama ben belki de şuan karnımın bir parça acıkmasından dolayı önce yiyip içtiklerimi anlattım size :D

Şimdi gelelim nereleri gezdiğime;

İlk gün sabah kargalardan önce kalkıp Silifke - Narlıkuyu’da güzel bir Yörük kahvaltısı ile güne başladık. (Muhteşem ev yapımı reçelleri var, ben dayanamayıp evde yemek için bir kavanoz aldım o derece güzel). Sonrasında istikamet yine aynı bölgede olan Cennet – Cehennem mağaraları idi. İsimleri sizi yanıltmasın Cehennem denilen yer çok az yürüyerek ulaşabildiğiniz, sıcak bir balkondan aşağı bakarak gördüğünüz bir çukur sadece. Cennet ise 452 basamak inmeniz gereken (ki basamaklarının bir kısmı nem dolayısı ile kayan) bir mağara. Fakat aşağıya inmeye başladıkça güzel bir serinlikle karşı karşıya kalıyorsunuz. En dipte yer altı sularının gümbürtüleri ile karşılaşıyorsunuz ve o an anlıyorsunuz evet çok meşakkatli bir yol ama sonu cennet resmen :D  Cennet-Cehennem’den çıkıp 300 metre ilerlediğinizde (etrafa iyi bakmazsanız yerini farkedemeyebilirsiniz) Astım Mağarası (Dilek Mağarası) yer alıyor. Olur da yolunuz Cennet – Cehennem’e düşerse Astım Mağarasına uğramadan sakın dönmeyin. İçerisi dev sarkıt ve dikitlerle dolu olan bu mağarada muhteşem doğal güzelliği bozan tek şey sevgili milletimin o cağnım mağara duvarlarına acımasızca isimlerini kazımaya çalışmış olmaları.  Böyle muhteşem yerlere Turizm bakanlığının yeterli özeni göstermediğini görmekte cidden çok can sıkıcı. Benzer doğal güzelliklerin yurtdışında özenle korunurken Türkiye’de harap edildiğini görmek ciddi anlamda üzdü beni. Sanırım insanımız mağara duvarlarına yazılan yazıların milattan önceki dönemlerde yazıldı ise kıymetli olduğunu idrak edememiş durumdalar.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (6)

*Kahvaltı manzarası efenim.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (4)*Cennet.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (5)*Cehennem (Cehennem’de neden benim fotoğrafım var sormayın :))

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (3)*Astım mağarası.

Bunun dışında Mersin’e gideceklere Mersin’in birbirinden güzel koylarını görmelerini bunun içinde bir tekne turuna katılmalarını tavsiye ederim. Tekne turunda doğaya, denize hayran kalıyorsunuz lakin teknedeki misafirleri eğlendirelim düşüncesi ile yapılan atraksiyonlar -hiç aralık verilmediğinden olsa gerek- son saatlerde insanda kafan beyin bırakmıyor :D Lakin siz yine de Silifke – Tasucu’na gidip bir tekne turuna katılın ve Boğsak, Dana Adasi,  Tisan ve Barbaros koylarını görün derim.

Gelelim tatilin en acılı ve en keyifli günlerine. Efenim Mersin’i gezdiren arkadaşlarımız sağolsunlar 3 güne sığdırılabilecek (burada daha sayamadığım) bir dünya yer gezdirdiler bize. Çok keyif aldığımız bu tatilde acı bir takım iddialarada girdiğimi belirtmeliyim.
Olay şöyle gelişti :D Gezimizin üçüncü günüydü. Her şey çok güzel başladı. Kızkalesi yakınlarında Adam Kayalar‘ı  görmeye gittik. Ulaşımı biraz zorlu olmasına rağmen görülmeye değer muhteşem yapılardı.(Yetersiz yönlendirme ve bol tırmanma ve inme işlerinden dolayı helak oluyorsunuz).  Kayaların üzerine M.S. II. yy dan kalma efsane güzel insan figürü kabartmalar ile karşılaşınca yorgunluk falan kalmıyor. Sadece hayran oluyorsunuz. (Yine çok bakımsız olmasından dolayı üzüntü duymuş olduğumu belirtmek isterim.).
DeliKizinCeyizi_Mersin1 (1) DeliKizinCeyizi_Mersin1 (2)*Adam Kayalar ve Adam Kayalar’a ulaşım :)

Bu yorgunluk üzerine denize girip bir parça serinlemek için Aydıncık – Soğuksu’ya gittik. Toroslardan inen buz gibi suyun denize döküldüğü kumsalda su Mersin genelindekine göre çok daha soğuk idi. Düşünün koskoca bir koyun suyunu soğutacak derecede buz bir su kaynağı ve insanlar o akan suyun içine atlayıp duruyorlar. Elbette sadece ayaklarımı sokmam suya girmekten vazgeçmem için yettide arttı bile :D
Buradan sonra çok acıkan bizler Limonlu’da Kayacı vadisi üzerinde bulunan Doktor’un Yeri adlı mekana gittik. Burayı anlatacak kelime bulamıyorum. İnanılmaz güzel inanılmaz keyifli idi. Bir kere Lamos deresi üzerinde bulunan bir tesisi var. Ahşap sedirlerde oturup dilerseniz buz gibi suya ayaklarınızı sokup yemek yiyebiliyorsunuz. “Yok ben o tesiste değil piknik alanında takılmak istiyorum, yemeğimi kendim hallederim” diyorsanız bagajınıza etinizi mangalınızı atmanızı tavsiye ederim :) (Piknik alanı ücretsiz sadece araçlar için park yeri ücreti alınıyor.)

Neyse buraya akşam 21:00 sularında ulaştık inanılmaz sakindi ve o kadar hayran kaldım ki “buz gibi suya girilecek bir yer var” dendiğinde “ay gündüz olsa ben girerdim” demiş bulundum. Demez olaydım. Mekanın güzelliğini bahane edip beni sürüye sürüye ertesi gün tekrar oraya götürdüler :D Su soğukluğunu şöyle özetlemek istiyorum. Piknikçiler karpuzlarını biralarını koyup buz gibi olmasını sağlıyorlar suda :D Ve benim gibi bir grup kuduruk ya da mağdur bu suya atlıyor :D Evet atlıyor çünkü yürüyerek girmek acı veriyor öyle bir soğuk :D Suya atladığınız zaman soğuktan karıncalanma başlıyor ve max 30 saniye su içerisinde kalabiliyorsunuz :) Sudan çıktığınızda vücut ısınız yükseliyor ve ateş basıyor :D çok eğlenceli idi :D hatta şöyle özetleyeyim 5 kere suya atlamamı sağlayacak kadar keyifli idi :D Su da Titanic filmindeki esas hatunun neden Leanordo ya “gel canım arada yer değiştirelim birazda sen tahtanın üzerinde soluklan, ben su da durayım” demediğini anlamış oldum :D

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (8)

*Doktor’un Yeri.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (10)

*Ve meşhur buz gibi suyumuz efenim :)

Mersin ile ilgili daha yazacak bir dünya şey var fakat olabildiğince özet geçmeye çalıştığım halde dahi oldukça uzun bir post oldu. Bu sebeple daha fazla uzatmıyor ve diyorum ki gidiniz görünüz efem.

Herkese sevgiler :)

Tutmayın beni tatilim geldi :)

Tatile gitme vakti geldi çattı. Bavul hazırlıkları son hız devam ediyor. Daha tatile gitmeden biz kadınların ortak sorunsalı olan yanıma ne alsam düşüncesi kafamı kurcalamaya başladı bile. En zoru kendi içimde karar vermek. Zaten o karar verildikten sonra bavulum hazır sayıyorum ben. Bu sene bavulumda olmazsa olmazlarımın yanına ekleyeceğim giysileri  belirledim. Güneş kremi, güneş gözlüğü, rahat bir sandalet, bikini zaten cepte. Bunların dışında bir şort ve şöyle tiril tiril uçuş uçuş maksi bir elbise istiyorum.

Daha önceki yazılarımı takip edenler maksi etek ve elbiseleri ne denli sevdiğimi bilirler zaten ama bu sefer aradığım şey şöyle tiril tiril bir elbise ve maalesef dolabımda hayallerimi süsleyen üzerime geçirip püfür püfür rüzgarda dolanabileceğim o tiril tiril rahat maksi yok. Yapılacak tek şey gidip almak lakin bu havada gündüz vakti dışarı çıkmak demek beynimin haşlanması devrelerimin yanması anlamına geleceğinden ona da cesaret edemedim bir türlü. Sonra yine aniden fikrim geldi. (Seviyorum bu aniden gelen, zor zamanlarımda beni tekrar hayata bağlayan fikirleri :p)  İnternetten online alışveriş sitelerinden istediğim modeli bulmam gayette olabilecek birşeydi. Sadece yurt içinde hızlı bir şekilde ürünün bana ulaşmasını sağlayacak bir yer bulmam gerekiyordu. Neden bilmem böyle durumlarda aklıma ilk gelen marka (Milla Jovovich’i çok beğeniyor olmam ve ismin bende hep onu çağrıştırıyor olması ile alakalı olsa gerek) Milla by Trendyol‘a bakmak oluyor.  Beynim daha nerelere baksam diye düşünürken parmaklarım klavyede Trendyol’a doğru yol alıyor. Yine aynı şey oldu J İyi ki de ilk önce oraya bakmışım cidden aramama bile gerek kalmadan birbirinden güzel maksilerle karşılaştım. Gerçi seçmeye çalışırken her kararsızlık anımda ”bakmaz olaydım” dediğimi sizden saklayacak değilim elbette :) Şimdi bu ciciler arasından kendime tatil için elbise seçiyorum. Seçerken de ben burdan bir blogpost çıkarırım düşüncesi ile ufak bir mola verip şöyle bir iki satır yazayım istedim :D

Sizinle önce favorim olan elbisenin (özellikle buz mavisine bayıldım) ve bayan ayakkabıları içersinden arayıp tarayıp seçtiğim ve bu elbise ile ayıla bayıla kullanırım diye düşündüğüm sandalet ve yine kıfayetimi tamamlar diye düşündüğüm güneş gözlüğünün fotoğraflarını paylaşıyorum. (evet biz kadınlar sadece bir elbise der sonra ipin ucunu kaçırır sandalet, güneş gözlükleri oradan da çantalara doğru uzanır gideriz :))))

Milla by Trendyol (4)

Trendyol Modagram10

Ve tabi gözümün seğirmesine elimin titremesine sebep olanlarla devam ediyorum :) Bakalım siz ne düşüneceksiniz.

Milla by Trendyol (2)

Milla by Trendyol (3)

Milla by Trendyol (8)

Milla by Trendyol (7)

Milla by Trendyol (5)

Milla by Trendyol (1)

Milla by Trendyol (9)

Milla by Trendyol (6)

Ve son paylaştığım kırmızı elbise kesinlikle günlük değil ama görünce aşık oldum. Sırt dekoltesi beni benden aldı. Böyle  giderse bende kendisini Trendyol’dan alacağım :)

Kararsızlıktan bitmiş vaziyetteyim birileri fikir versin. Allah’ını seven defansa gelsin….

 

 

Ayağımı yerden kessin yeter :D

Bu sıcak havalarda spora gitmek, yakın çevrenizde bir yerlere yürümek ya da toplu taşıma kullanmak özellikle de İstanbul gibi bir şehirde yaşıyorsanız bazen gerçek bir eziyet halini alabiliyor. İşte bu noktada bende devreye ”hepsini bir arada aradan çıkarabileceğim bir yol var mı acep” düşüncesi girdi :) hem sporumu yapabileceğim hem de yakın mesafe ulaşımda ayağımı yerden kesse yeter diyebileceğim bir icatta bulunayım istedim. sonra o sıcak havaların mayışıklığı ile icat kısmını atlayarak acaba hazır icat edilmiş benim işime yarayacak ne var diye düşünmeye başladım :)ne olabilir bu büyük icat?” diye düşünürken aniden bir aydınlanma yaşadım ve bisikleti icat eden insanları saygı sevgi hürmet vb duygular ile uzun uzun andım :D hem spor yapmamı sağlayacak hem de ayağımı yerden kesecek icat olan bisiklet böylece önce aklıma sonrasında da çok hızlı bir biçimde hayatıma girmiş oldu :)

yaklaşık bir aydırda neredeyse heryere (kargo, alışveriş, sinema vs vs) bisikletime binip gider oldum :)

Gerçi bir uyarıda bulunmakta da fayda var. Maalesef çok az yerde bisiklet yolu olduğu için trafik olan yerlerde bisikletle dolaşmak biraz dikkat istiyor. Lütfen bisiklete binerken dikkatli olun, gece sürüşü için lambanızı, uzun yollarda kullanıyorsanız kaskınızı ihmal etmeyin. Sağınıza solunuza iyice bakın. Terli terli su içmeyin. Ayağınızı üşütmeyin… Ay abarttım sanırım ama siz beni anlamışsınızdır eminim :) Özetle biraz dikkatli olmakta fayda var ve dikkat edebilecek herkese şiddetle bisikleti tavsiye ediyorum. Koşun alın bisikletinizi (eheheh yok yok koşmayın şaka yaptım sakin sakin gidin) :D

DeliKizinCeyiziBisiklet (5)

DeliKizinCeyiziBisiklet (4)

Dikkat ettiyseniz bu fotoğraflarda pek bir havalı hallerdeyim. Rahat olun normalde dilim dışarıda suratım kızarmış olarak dolanıyorum yarım saat sonra :)

DeliKizinCeyiziBisiklet (3)

Bakınız sıcak bastığı için soyunma sürecine girmiş olan ben :p

DeliKizinCeyiziBisiklet (8)

heryere bisikletle gidiyorum derken dalga geçmediğimi görün diye bu fotoğrafı da paylaşmak istedim :) Gördüğünüz gibi yürüyen merdivenlerde bile yanımda kendisi :) Şaka bir yana yoğun yollardan karşıya geçmek için üst geçit yerine metronun alt geçidini kullanmayı tercih ediyorum. Çok daha rahat oluyor :)

DeliKizinCeyiziBisiklet (1)

 

 

 

gülümseSEN…

Geçtiğimiz Cumartesi günü benim için son zamanların en keyifli ve anlamlı etkinliğine misafir oldum. Kansersiz Yaşam Derneği ve İnsana Güven ekibi tarafından düzenlenen, kanser hastası ya da kanseri yenmiş miniklere ve ailelerine moral olması amacı ile Ataşehir Fenerbahçe kolejinde gerçekleştirilen Gülümse’SEN Çocuk Panayırı’nda hem dünyalar tatlısı bir sürü ufaklıkla tanışıp güzel vakit geçirdim hem de onlara moral desteği sağlayan bu konu için cidden mesai harcamış güzel insanlar tanıma fırsatı buldum.

Yazacak onca şey varki bu konu hakkında ama inanın kelimeler bu gibi durumlarda gücünü yitiriyor. Anlatılmak istenene yetmiyor. Ben sadece iyiki böyle bir organizasyonu gerçekleştirdiniz diyebiliyorum emeği geçen herkese. Özellikle de sıcak sohbeti ve içtenliği ile kalbimi kazanan aynı zamanda Kansersiz Yaşam derneğinin kurucusu Dida Kaymaz hanımı buradan kutlamak istiyorum. Bundan sonra gerçekleşecek her organizasyonda elimden geldiğince yanınızda olmak beni çok mutlu edecektir.

GulumseSEN (2)

 

GulumseSEN (4)

Ve en büyük teşekkürlerden biri de etkinlikten haberdar olmamı sağlayan, kendileri de kurdukları stand ile çocuklara eğlenceli fotoğraflar armağan eden Vega Photo Art’ın yetenekli ve bir o kadar gönülleri güzel ekibi canım arkadaşlarım Aylin ve Güldehen’e elbette… Sayelerinde hem çocuklarla beraber muhteşem bir gün geçirdim hem de onlar bu sevimli bızdıkların fotoğraflarını çekerlerken kendilerine yardımcı olmaya çalıştım. Gerçi fotoğraflardan da anlayacağınız gibi yardımdan ziyade daha çok çocuklarla kostümleri giyip ortalıkta koşturmuşum ama olsun :)

GulumseSEN (3)
Cumartesi tanışma fırsatı bulduğum güçlü güzel çocuklar, o güzel gözlerinizde şahit olduğum umut ve enerjiniz hiç ama hiç tükenmesin. Hepinizi çok sevdim. Gülümseyin siz çocuklar. Hep gülümseyin. Siz gülümsedikçe aşılamayacak hiç bir engel yok emin olun…

GulumseSEN (5)

 

GulumseSEN (6)

 

son olarak belki de hayatımın en keyifli dansında bana eşlik eden sevgili İbrahim’in fotoğrafını paylaşmak istedim.  Yüzün hep gülsün küçük adam…

GulumseSEN (1)

 

bir turun daha sonuna geldik :)

Bir önceki hafta yazıp olaylar sebebi ile geçen hafta yayınlamadığım yazım. Aynen paylaşıyorum. Sevgiler

Şubat efekti veren Mayıs günleri yaşadığımız şu bir kaç gün de yağmurlu havadan biraz uzak durabilmek adına geçen haftaki  güzel günlere dair (özlemle anıyorum kendilerini) bir post paylaşayım istedim.

Madem sıcaklar bize gelmiyor biz onlara en azından o güzel havaların hayallerine gideriz :D

Malumunuz geçen hafta Cumhurbaşkanlığı bisiklet turunun İstanbul bacağı vardı. Bende son yıllarda yaptığım gibi yine heyecanla TV başına geçip yarışmayı ayaklarımı uzatmış ve koca popom üzerine oturmuş vaziyette ”bravo vallahi bravo nasıl kondüsyondur bu kardeşim” şeklinde naralar atıp bir yandanda “insan bunları gördükçe bisiklete binmek istiyor vallahi” diyerek ama aynı zamanda da oturduğum yerde kahvemi ve kurabiyelerimi tıkıştırarak izledim. Ardından şöyle ufak bir cadde yürüyüşü yapalım dedim ve düştük yollara. biraz kitap okuyup Caddebostan sahilde bir parça da keyif yaptığım o güzel güneşli günlerden birinin anısına olsun bu yazıda :p

Deli Kizin Çeyizi - Bisiklet turnuvası 5
Deli Kizin Çeyizi - Bisiklet turnuvası 6
Deli Kizin Çeyizi - Bisiklet turnuvası 8

yukarıda da görüldüğü üzere yazıma bir takım havalı pozlarla başladıktan sonra maymun hallerime doğru evrilebilirim :)

Deli Kizin Çeyizi - Bisiklet turnuvası 9

Günün anlam ve ehemmiyetini belirtmek adına hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmeğim gözünüzden kaçmamıştır umuyorum :D

Deli Kizin Çeyizi - Bisiklet turnuvası 3

Yine havalı bir poz ve akabinde maymun gibi ağaçlara asılmış beni açıklıkla görebilmenizi sağlayacak iki fotoğraf daha paylaşmak isterim burada :D

Deli Kizin Çeyizi - Bisiklet turnuvası 2

ve son olarak. ben çok sevdim. biraz arabesk çokça romantik, Türk filmlerinin abartılı halleriyle dolu ama diğer yandan bir o kadar insanın içine işleyen bir kitap “Orhan Pamuk – Masumiyet Müzesi“. Geçen hafta resmen elimden bırakamadım. Tavsiye ederim.  “Mutluluk insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca” diyor kitabın bir yerinde Orhan Pamuk ve evet bu tek cümle bile benim deminden beri kitapla ilgili anlatmaya çalıştığım şeyleri tek başına mükemmel özetliyor. Neden bilmem çok sevdim. Fazla etkilendim. Belki eski Türk filmlerini çok sevdiğim için belki de böyle hayatlar sadece filmlerde olur diye düşündüğüm için. Bilmiyorum. Okuyun siz en iyisi.Deli Kizin Çeyizi - Bisiklet turnuvası 1

Öpüyorum hepinizi. Sonraki yazıda görüşmek üzere…

Kalbim kömür karası…

Çok sıkıcı, karanlık, hüzünlü günlerden geçtik. (Geçiyoruz) Bu sebeple bir önceki hafta yazmış olduğum yazımı yayınlamaya bir türlü elim varmamıştı. Bu satırları yazmadan da yayınlamak gelmedi içimden.

İnsan hayatının kıymetini ancak bir grup insanın hayatı avuçlarımızdan kayıp gidince anlıyoruz maalesef ve çok kısa sürede unutuyoruz her şeyi. Bu sebeple Soma’yı, Soma da yaşananları, madende hayatını kaybeden 301 madenci kardeşimizi unutmamamız adına burada da bir iki satırla kayıt altına almış olalım istiyorum yaşanan faciayı.

Öncelikle kazada hayatını kaybetmiş olanların geride kalan yaslı ailelerine Allah’tan sabır dilerim.  Hayatta kalanların tekrar madene girmek zorunda kalmamalarını, girmeleri durumunda ise aynı koşullarda değil daha güvenli, daha insancıl, iyi şartlarda çalışmalarının sağlanmasını temenni ederim. Elbette sadece Soma değil benzer koşullarda çalışılan her yer için bu temennim geçerli.

Şartların iyileştirilmesi ile ilgili olarak hepimize görev düştüğünü düşünüyorum. Yetkili mercilerin harekete geçmesini sağlamak adına hep birlikte olayın takipçisi olmalı tekrar benzeri bir facianın yaşanmaması için bireysel tepkimizi dile getirmekten korkmamalıyız. Umarım böyle bir acının tekrarlanmaması adına devlet yetkilileri ve benzer yapıdaki şirket yöneticileri gerekli dersleri çıkarmışlardır ve bir an önce uygulamaya geçme yolunda adımlar atarlar.

Elbette yapılacak hiç bir şey giden canları geri getirmeyecektir ya da kırılan kalpleri bozulan psikolojileri bir anda onarmayacaktır ama en azından bir parça da olsa gönüllere su serpecek belki yaraların biraz daha hızlı iyileşmesine destek olacaktır.

Lütfen olanları UNUTMAYALIM.

Unutmayalım ki yeni Soma’lar olmasın başka hayatlar yitip gitmesin… Yürekler yine kömür karasına dönmesin.

Deli Kızın Çeyizi - Soma

Soma ile ilgili olarak bir çok görsel geçti elime ama neden bilmiyorum bu çocuğun gözyaşları bir ayrı işledi içime, bu fotoğrafı her gördüğümde ”o göz yaşlarına kurban olurum senin çocuk” demek istedim  ve buraya da ekledimki bu satırları her okuduğumda hatırlayayım aynı şekilde yaşananları.

Okuma nezaketi gösteren herkese sonsuz teşekkürler.

Hepinizi seviyorum.

karıştır karıştır :) altın gümüş mevzuu…

bir süredir kafayı taktığım. etrafımdaki tüm arkadaşlarımın uzun süredir başının etini yediğim bir mevzuyu burada sizlerle paylaşıp bir parçada sizin başınızın etini yemek istiyorum. ayrıca kafasında soru işareti olanlar varsa onları da bir parça cesaretlendirmek adına bu yazıyı yazıyorum.
efenim “nedir bu uzun girişin devamı? insanlığı kurtaracak bir buluşmu yaptı? amanın çok heyecanlandık.” dediğinizi duyar gibiyim. duymasamda öyle düşündüğünüzü ummak hoşuma gidiyor eheheh :)
neyse konuya gelelim. daha geçen yıla kadar insanların altın rengi saatlere, takılara biraz demode biraz Kezban baktıklarını ama daha sonra moda çılgınlığının bu rengi tekrar popüler kıldığını insanların gözü alıştıkça kullanmaya başladıklarını malum hepiniz görmüşsünüzdür ve de hala görüyorsunuzdur. benim şuanki düşüncem altın olayına alışan bünyelerin bir level daha yukarı giderek altın ve gümüşü aynı anda kullanmaları üzerine. bunu uzun zamandır dile getiriyorum bakın moda olacak varsa elinizin altında altın gümüş bileklik ve yüzükleriniz beraber de kullanın. korkmayın. korkmayayım derken katliamda yapmayın elbette bi estetik bişi olsun:) ben kullanıyorum bu ikiliyi, çok eğlenceli. hadi biraz cesaret :)

Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (6)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (10)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (11)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (9)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (8)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (7)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (5)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (2)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (4)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (3)
Deli Kızın Çeyizi - Altın Gümüş (1)

Because I’m happy

Tüm sıkıntı strese, havadaki insanın içini darlayan, ruhunu sıkan, göğüs kafesine öküz oturmuş hissi veren basıklığa rağmen, biraz keyif, biraz gülümseme, geçici bile olsa bir parça keyif istiyorsanız bu parçayı şiddetle tavsiye ediyorum. hatta benim gibi abartmak isteyenler için 1 saatlik bir video buldum. sadece bu parça arka arkaya 1 saat boyunca çalıyor.

hangiiii parçaaa diyenleri duyuyor ve arttırıyorum :) Pharrell Williams – Happy

sizi bu parçayla oyalarken ben yeni yazımı yazmaya devam edeyim :)

herkese kocaman öpücükler takipte kalın ballar muah…