Posts Tagged: tatil

Barselona vol2. Gezelim-Görelim

Bir önceki yazıma bakarak Barslona’da sadece yemek yediğimi ya da benim için Barselona’da tapas ve sangria dışında önemli hiçbirşey olmadığunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz 🙂 Bakınız bu yazımın konusu; “gezelim görelim“.

Neyse Barselona’ya gidipte görmeden gelmeseniz iyi olur dediğim bir takım yerleri sizinle paylaşmaya başlıyorum an itibari ile 😀

İlk durağımız elbette Sagrada Familia. Bir bina yapalımda şanımız yürüsün  diye başlatılan bazilika nasıl bir şanları varsa hala bitmiş değil 🙂 Barselona’da adım attığınız her yerde ucundan kıyısından eserleri ile karşınıza çıkacak olan Gaudi’nin el attığı ve hala tamamlanması için çalışmaların devam ettiği bu muazzam eseri görmenizi şiddetle tasiye ederim.

Küçük minicik bir not : İtiraf etmeliyimki Gaudinin eserlerini gördüğümde kendisinin deli olduğuna karar verdim. Kanımca bu kadar muhteşem eserleri normal bir zeka ya da normal bir kafanın üretmesine imkan yok. Evet kabul ediyorum ciddi anlamda kıskandım 🙂

8-12 Ağustos Barselona (15)

Dışarıdan baktığınızda giriş ve çıkışın iki farklı dünya olduğunu hissettiren yapının içersine girdiğinizde camlardan yansıyan güneş ışınları ve doğadan esinlenerek yapılmış kolonları ile kendinizi resmen büyülü bir ortamda hissetmemenize imkan yok.

8-12 Ağustos Barselona (14)

Elbette Sagrada Familia dan etkilendik dedikse cıvıklığımızdan ödün verecek kadar etkilendik demedik 😀 Sagrada Familia’da bulunan okul binasına girip kendimizi turistlerin karşısında sıfırcı Hafize replikleri ile eğlendirerek memleketimizi tanıtmayıda ihmal etmedik 😀 Eminim anlam verememiş, sadece eğlenen bir grup hatun görmüştür ecnebi dostlarımız ama olsun biz memleket tanıtımı için elimizden geleni yapmış olmanın haklı grurunu sonuna kadar yaşamış olduk 😀

8-12 Ağustos Barselona (19)

Gaudi demişken zaten Barselona’da kafanızı çevirdiğiniz her yerde kendisi ile karşılaşmanız mümkün lakin özel ilginiz varsa Casa Batllo ve Casa Mila binalarını da gezilecek yerler listesine eklemenizi tavsiye ederim. İçersine girmek istemeseniz dahi metro istasyonlarından Diagnal’de inip Catalunya meydanına yürürseniz hem yürüyüş yapmış yediklerinizi sindirmiş hemde dışarıdan bu muhteşem yapıları görmüş olursunuz 🙂

8-12 Ağustos Barselona (17)

Catalunya’ya kadar yürüdünüzse şayet durmayın Larambla’ya doğru yürümeye devam edin. Larambla Barselona’nın en işlek ve en turistik caddelerinden bir tanesi. Gitmeyeni dövüyorlar zaten 🙂 Ve elbette La Ramblada meyva yemeyi unutmuyoruz 🙂

Şimdi gelelim başka nerelere gidilebilire efenim “sana dün bir tepeden baktım aziiiz Barselona” parçasını  bilmeyen yoktur :p İşte siz de o tepeyi merak ediyorsanız Park Güell‘e gitmenizi tavsiye ederim.  Tepe dedikse gözünüz korkmasın öyle dehşet tırmanmanız gerekmiyor sağolsun Barselona büyük şehir belediye başkanı turist milleti çok yürüyüp poposunu eritemesin diye sokağa yürüyen merdivenler koydurmuş 🙂 Kendinizi vatanınızdaki bir avm de gibi hissetmenin rahatlığını yaşıyorsunuz (!)

8-12 Ağustos Barselona (18)

Neyse sululuğu kenara bırakıp parkla ilgili bilgilere devam edeyim. Açıkçası parkta iki kısmı özellikle çok seviyorum ilki (burada görsel paylaşmadım ama) park girişindeki Hansel Gratel’in şekerden yapılma evlerine benzeyen binaları ve kolonların olduğu alt bahçeyi. (Alt bahçe sağdaki görselde göreceğiniz üzere Gaudi’nin evinin karşısında kalıyor tam). 8-12 Ağustos Barselona (13)

Park Güell’i sizinde çok seveceğinizi düşünüyor ve şehri turlamaya devam ediyoruz.

Sonraki durağımız aslında geniş bir alanı kapsıyor ve ben bu güzergahı arada molalar vererek yürüyerek takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Hem sokaklar çok keyifli hem de yürüyerek şehri keşfetmek bana herzaman ekstra çekici geldiği için sizi gaza getiriyorum şuan 🙂

Güzergahımız şu şekilde; Laramblaya gittikten sonra yürüyerek Barselona Cathedral’ine gidiyorsunuz.
8-12 Ağustos Barselona (3)
Orayı güzelce dolaştıktan sonra yürümeye devam ediyor ve Santa Maria del Mar Basilica’sına ulaşıyorsunuz. Bu basilicayı görmenizi tavsiye ederim. Ayrıca soluklanmak isterseniz basilicanın etrafı kafeler ve alışveriş yapabileceğiniz dükkanlarla dolu.
8-12 Ağustos Barselona (21)
Burada ne kadar zaman geçirirsiniz bilemiyorum ama o kadar gitmişken Picasso müzesini görmeden gelmeyin sonuçta basilicaya aşırı yakın. Heheh evet sizi tuzağa düşürüp Picasso müzesine getirdiğim doğrudur 🙂 Şaka bir yana eminim bir çoğunuz Picasso gibi büyük bir sanatçı ile ilgili bilgiye sahipsinizdir fakat müzede kendisinin çalışmaları kronolojik olarak sıralanmış ve kübizm akımını başlatana kadar geçirdiği süreci gözler önüne seren muhteşem bir müze olmuş. Ben şahsen Picasso müzesinde şunu düşündüm “Evet ya adam artık daha iyisi olmayacak kadar mükemmele ulaşmış. Farklı bir şey yapmak istemiş ve kübizmin doğumunda rol oynamış” böylede fikirler üretir aklınızı alırım işte :p

8-12 Ağustos Barselona (1)
Elbette sadece katedral ve müze gezmedik arkadaşlar.  Hazır teeee oralara gitmişken bir de denize girelim bakalım dedik. Tabi olayın acemisi olduğumuz için Colomb heykelinden sola doğru kaptırıp halk plajına ulaştık. Bir plaj düşünün ki insan kalabalığından kumsal görünmüyor 🙂 o derece tıkış tıkıştı. Hatta o kadar kalabalıktı ki plajın mavi bayraklı olduğunu bildiğim halde “sudaki tuz oranının ne kadarı denizden ne kadarı amonyaktan kaynaklı” diye düşünmeden edemedim :). Özetle Barselona’da denize girerim vs gibi bir derdiniz olmasın bence elbette daha sakin plajlar bilenler varsa yorum bırakıp bizi de aydınlatırlarsa sevinirim.

Ve son olarak kedi severler size sesleniyorum 🙂 El Raval bölgesinde Rambla del Raval üzerindeki kocaman kedi heykeline bir sarılmak isteyebilirsiniz 🙂 Şu sıralar çok sıkıntılı olmamakla beraber biraz kozmopolit bir bölge olduğu için kediyi görmeye giderken dikkat edin demeyide kendime borç bilirim 🙂

8-12 Ağustos Barselona (2)

Fernando Botero tarafından yapılmış dev kedi ile Barselona yazıma son vermekten kıvanç duyuyorum efem 🙂 Yazıda eksik olan ve tavsiye ettiğiniz yerleri yorum olarak bırakabilirsiniz.

Bu arada son son tatile beraber gittiğim arkadaşlarım Minyanım ve Manumla fotolarımızıda ekleyeyimde ileride dönüp baktığımızda “oyyy ammada gençmişiz heee”  diye birbirimize laf edebilelim 🙂

8-12 Ağustos Barselona (7)

Yazıma son verirken büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından öper, çok sevdiklerime sarılır az sevdiklerimle tokalaşır ve herkese selam ederim. ahahahaha ay daha da uzatacaktım ama cıvıklıkta bir yere kadar. Özetle hepinizi öperim, benim deli deli yazılarımı okuma sabrını gösteriyorsunuz ya valla çok tatlısınız 🙂

Barselona vol.1 “Tapasçı geldi hanımmm”

Evet bayram boyunca taşınma telaşları vs derken sonunda bilgisayar başına geçip iki satır yazabiliyorum 🙂

Evet arkadaşlar tam olarak düşündüğünüz şey oldu. Leyleği havada mı gördüm amanın diye havalı havalı dolaşırken 9 günlük bayram tatili boyunca ev taşı yerleştir canım çıktı:) Ama o kadar güzel bir yaz tatili geçirmişimki inanın “ah vah istanbulda kaldım” üzüntüsü yaşamadım 🙂 Ne kadarda şanslıyım :p

Aslında bu yazı geçen hafta size ulaşacaktı ama gittiğim yerlerde sapık gibi fotoğraf çekip sonra “blog için hangilerini kullansam” diye o fotoğrafları seçip sonrada editleme süreci gerçekten çok vakit alıyor. Şöyle özetleyeyim durumu: bir Japon turist çıkarın karşıma zavallıcık “ben o kadar foto çekemeeemmmm” diye ağlayarak ülkesine dönmezse bende ailenizin delisi değilim 🙂

Neyse gelelim Barselona seyahat notlarıma; Efenim bu benim Barselonaya ikinci gidişim ama tembellikten bir önceki seferi yazamamıştım neyse bu son tatili yazarken bir önceki sefer ziyaret ettiğim ve eveet kesin gidiiin dediğim yerleride sizinle paylaşacağım.

Öncelikle yola çıkacağım sabah uyuyakaldığımı ve evden uçarak çıktığımı deniz otobüsü ile Bostancı’dan Bakırköy’e geçmeye çalışırken deniz otobüsünün arıza yaptığını ve uçağa ucu ucuna yetiştiğim gibi detayları es geçiyorum 🙂 Zaten tatsız detaylarla işimiz olmaz, önemli olan sonuç :p

Barselona’ya ayak basıp toprağı öptükten sonra merkeze gitme sürecimiz başladı. Aslında T1-T2 adlı iki farklı otobüsten birini kullanarak metro aktarması ile merkeze gitme şansınız mevcut fakat biz havaalanında Airbus olarak adlandırılan otobüsleri kullandık, bu otobüse 5,90 Euro bayılıyorsun onlarda seni aktarmasız olarak götürüyörler merkeze öptürüyörler herkese (öf tamam cıvıklığı kenara kaldırıyorum pardon).

Ulaşım konusu açılmışken şehir içinde herzaman her yere yürüme şansınız olamayabiliyor o yüzden metro kullanmanızı tavsiye ederim. Bunun içinde metro kartı almanızda fayda var. Eğer çılgınlar gibi metro kullanmak niyetiniz yok ise bence 10 binişlik biletlerden almanız çok faydalı. 9,80 Euro gibi bir mebla verip 10 binişlik bilet almanızı tavsiye ederim. Günlük ya da 2 ya da 3 günlük biletlerde var fakat benim için 10 lu biletler daha mantıklı çünkü zaman kısıtınız olmuyor.

Şimdi gelelim möhüm mevzulara efenim Barselona’ya gidip tapas ve paella yemeyeni ya da sangria içmeyeni dövüyorlar malum bu sebeple bizde hemen soluğu bunları bulabileceğimiz biryerlerde aldık. Burada size toplu olarak bu tapas denen (bence bizdeki meze denen mevzu aslında) besinler ile ilgili bir kaç kolaj paylaşayım. Girdiğiniz heryerde tapas bulabilirsiniz ama biz en çok La rambla nın bir paralelinde bulduğumuz Taberna el Papelon sevdik hem lezzetli tapaslar vardı hemde muhteşem bir birası vardı. Ayrıca fiyatları da çok makul aklınızda bulunsun.

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan6 (Custom)

Aşağıda başka mekanlarda tatmış olduğum ve şuan sırf kroluk olsun diye paylaşmayı uygun gördüğüm diğer tapasları görebilirsiniz :p şaka bir yana ama domates soslu ekmekten yiyin muhakkak ben çok sevdim.

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan9 (Custom)

Tüm tatili tapasla geçirmedik elbette paella ve deniz mahsülüde yedik, sonuçta biz de herkes kadar kıroyuz elbette gitmişken yiyecek ve de yazacağız buraya :p Açıkçası şuan şurda yiyin muhteşem diyebileceğim bir yer gelmedi aklıma ama deniz mahsüllü paella yemeden dönmeyin, sahil tarafında bir sürü restoran var (tam deniz kenarı olanlar değil yol üzerindekiler) ve genelde turistik oldukları için leziz oluyorlar. Deniz mahsülünü de paellayı da burada yiyebilirsiniz. En azından verdiğiniz paraya üzülmezsiniz:)
8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan14 (Custom)
İçecekler kısmına gelirsek Mojito kumsalda bile seyyar satıcılarca satılan bir içki ama herkesçe bilinen sangria tabiki en denenmesi gereken içeceklerinden, geri kalırmıyız tabiki biz de içtik 🙂 lakin benim ebatlarlamı alakalı yoksa tesadüfmü oldu bilemiyorum ama öyle devasa bardaklarda geldiki sangriaları bitirmemiz maalesef mümkün olamadı. Mundar ettik nimeti :p  Bu sebeple sipariş vermeden önce siz siz olun adamların ne boyuttaa bardak kullandıklarını bir bakın 🙂

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan3 (Custom)

Nerdeyse unutuyordum oysa benim Barselona’da olmazsa olmazlarımdan biri kendisi 😀 Elbette La Boqueria‘dan bahsediyorum. Barselona’nın en işlek en turistik caddesi La Rambla üzerinde yer alan meyva, sebze, deniz mahsülü vs satılan bir pazar yeri aslında kendisi. Oradaki taze meyva ve meyva sularını denemeden gelmeyin sakın yoksa sizi hava alanında karşılar döve döve geri yollarım o derece:p Özellikle benim gibi meyva ya düşkünseniz ba-yı-la-cak-sı-nız. o kadar diyorum.

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan4 (Custom)

Madem bu post biraz daha yeme içme postu oldu son son size Barselona’da bir Vietnam restoranı olan Bun Bo’yu tavsiye edeyim 🙂  Vietnam yemeklerine düşkünseniz, hiç denemediniz fakat denemek istiyorsanız ya da benim gibi “ay biraz soluklanayım ayaklarıma kara sular indi” diyorsanız en azından girip bir kahve içmenizi tavsiye ederim. Dünyanın en sevimli mekanlarından birisi olabilir Bun Bo, pişman olmayacaksınız.
8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan7 (Custom)

Özellikle tavandaki lambalar ile Sultanahmet ve dış görünüşü ile Karaköy esintileri taşıyan aslen Vietnam restoranı olan fakat Barselona’da bulunan böyle de bir yeri duymadık bilmiyoruz demezsiniz sayemde 🙂
8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan8 (Custom)
Biraz fazla yemek oldu bu post karnım acıktı birşeyler atıştırsam fena olmayacak. Bir sonraki postta gezelim görelim kısmına geçiyoruz haberiniz olsun 🙂 herkesi pek çok öperim 🙂

Gezdik gördük :)

Eveeeet yedik şekerleri tatlıları ve “spor yapmalıyız aldığımız kiloları vermeliyiz” diye ortalıkta çığlıklar atmaya başladığımız günlere ulaştık çok şükür 😀

Normalde gezip dolaştığım yerleri ay bu gün, ay yarın derken bir türlü yazma fırsatı bulamayan bir tembel olarak yazmayı atladığım Barselona ve Amsterdam tatillerinin aksine (lanet olsun çok havalıyım :p) bu bayramda gittiğim 4 günlük Mersin tatilimi sizlerle paylaşmak istedim.

Tatil dediğiniz şey mesafe uzun ise arabayla eziyettir benim gözümde lakin bu sefer çok keyifli oldu. İstanbul’dan Perşembe öğleden sonra yola çıkıp yol üzerinde bir sürü yerde mola vererek, keyif yaparak Mersin yolculuğumuzu tamamladık.

Takip edenler bilir çok fazla yemek vs paylaşmayı sevmem instagram ve facebook üzerinde ama bu post ta bir parça yemeklerden de bahsedeceğim izniniz olursa. Örneğin Mersin’e yolu düşenlerin tantuni yemesini, tantuniyi de Göksel tantunide denemesini şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca daha önce hiç denemediğim Kerebiç ve adını çok duyduğum ama tadını hiç bilmediğim Bici Bici ile de bu tatilde tanıştım. Kerebiç ağır olmasına rağmen bitkisel olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdığım beyaz köpüksü sosu ile beni benden aldı. Bici bici ise maalesef bende ciddi hayal kırıklığı yarattı.(Bunda gülsuyunu çok sevmiyor olmamda etkili olmuş olabilir elbette :D)

Bu arada cezeryeyi söylemeden geçmek olmaz elbette. “Cezerye kalp ben” diyeyim siz anlayın ne derece sevdiğimi. Tatlı düşkünü olmamdan mütevellit biraz fıstıklı, biraz cevizli, biraz fındıklı derken cezeryeci Halil’in dükkanını kuruttum bildiğiniz 😀

Efenim biraz tersten oldu anlatımım. Atalarımız “yiyip içtiğin senin olsun gezip gördüğünü anlat” demişler ama ben belki de şuan karnımın bir parça acıkmasından dolayı önce yiyip içtiklerimi anlattım size 😀

Şimdi gelelim nereleri gezdiğime;

İlk gün sabah kargalardan önce kalkıp Silifke – Narlıkuyu’da güzel bir Yörük kahvaltısı ile güne başladık. (Muhteşem ev yapımı reçelleri var, ben dayanamayıp evde yemek için bir kavanoz aldım o derece güzel). Sonrasında istikamet yine aynı bölgede olan Cennet – Cehennem mağaraları idi. İsimleri sizi yanıltmasın Cehennem denilen yer çok az yürüyerek ulaşabildiğiniz, sıcak bir balkondan aşağı bakarak gördüğünüz bir çukur sadece. Cennet ise 452 basamak inmeniz gereken (ki basamaklarının bir kısmı nem dolayısı ile kayan) bir mağara. Fakat aşağıya inmeye başladıkça güzel bir serinlikle karşı karşıya kalıyorsunuz. En dipte yer altı sularının gümbürtüleri ile karşılaşıyorsunuz ve o an anlıyorsunuz evet çok meşakkatli bir yol ama sonu cennet resmen 😀  Cennet-Cehennem’den çıkıp 300 metre ilerlediğinizde (etrafa iyi bakmazsanız yerini farkedemeyebilirsiniz) Astım Mağarası (Dilek Mağarası) yer alıyor. Olur da yolunuz Cennet – Cehennem’e düşerse Astım Mağarasına uğramadan sakın dönmeyin. İçerisi dev sarkıt ve dikitlerle dolu olan bu mağarada muhteşem doğal güzelliği bozan tek şey sevgili milletimin o cağnım mağara duvarlarına acımasızca isimlerini kazımaya çalışmış olmaları.  Böyle muhteşem yerlere Turizm bakanlığının yeterli özeni göstermediğini görmekte cidden çok can sıkıcı. Benzer doğal güzelliklerin yurtdışında özenle korunurken Türkiye’de harap edildiğini görmek ciddi anlamda üzdü beni. Sanırım insanımız mağara duvarlarına yazılan yazıların milattan önceki dönemlerde yazıldı ise kıymetli olduğunu idrak edememiş durumdalar.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (6)

*Kahvaltı manzarası efenim.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (4)*Cennet.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (5)*Cehennem (Cehennem’de neden benim fotoğrafım var sormayın :))

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (3)*Astım mağarası.

Bunun dışında Mersin’e gideceklere Mersin’in birbirinden güzel koylarını görmelerini bunun içinde bir tekne turuna katılmalarını tavsiye ederim. Tekne turunda doğaya, denize hayran kalıyorsunuz lakin teknedeki misafirleri eğlendirelim düşüncesi ile yapılan atraksiyonlar -hiç aralık verilmediğinden olsa gerek- son saatlerde insanda kafan beyin bırakmıyor 😀 Lakin siz yine de Silifke – Tasucu’na gidip bir tekne turuna katılın ve Boğsak, Dana Adasi,  Tisan ve Barbaros koylarını görün derim.

Gelelim tatilin en acılı ve en keyifli günlerine. Efenim Mersin’i gezdiren arkadaşlarımız sağolsunlar 3 güne sığdırılabilecek (burada daha sayamadığım) bir dünya yer gezdirdiler bize. Çok keyif aldığımız bu tatilde acı bir takım iddialarada girdiğimi belirtmeliyim.
Olay şöyle gelişti 😀 Gezimizin üçüncü günüydü. Her şey çok güzel başladı. Kızkalesi yakınlarında Adam Kayalar‘ı  görmeye gittik. Ulaşımı biraz zorlu olmasına rağmen görülmeye değer muhteşem yapılardı.(Yetersiz yönlendirme ve bol tırmanma ve inme işlerinden dolayı helak oluyorsunuz).  Kayaların üzerine M.S. II. yy dan kalma efsane güzel insan figürü kabartmalar ile karşılaşınca yorgunluk falan kalmıyor. Sadece hayran oluyorsunuz. (Yine çok bakımsız olmasından dolayı üzüntü duymuş olduğumu belirtmek isterim.).
DeliKizinCeyizi_Mersin1 (1) DeliKizinCeyizi_Mersin1 (2)*Adam Kayalar ve Adam Kayalar’a ulaşım 🙂

Bu yorgunluk üzerine denize girip bir parça serinlemek için Aydıncık – Soğuksu’ya gittik. Toroslardan inen buz gibi suyun denize döküldüğü kumsalda su Mersin genelindekine göre çok daha soğuk idi. Düşünün koskoca bir koyun suyunu soğutacak derecede buz bir su kaynağı ve insanlar o akan suyun içine atlayıp duruyorlar. Elbette sadece ayaklarımı sokmam suya girmekten vazgeçmem için yettide arttı bile 😀
Buradan sonra çok acıkan bizler Limonlu’da Kayacı vadisi üzerinde bulunan Doktor’un Yeri adlı mekana gittik. Burayı anlatacak kelime bulamıyorum. İnanılmaz güzel inanılmaz keyifli idi. Bir kere Lamos deresi üzerinde bulunan bir tesisi var. Ahşap sedirlerde oturup dilerseniz buz gibi suya ayaklarınızı sokup yemek yiyebiliyorsunuz. “Yok ben o tesiste değil piknik alanında takılmak istiyorum, yemeğimi kendim hallederim” diyorsanız bagajınıza etinizi mangalınızı atmanızı tavsiye ederim 🙂 (Piknik alanı ücretsiz sadece araçlar için park yeri ücreti alınıyor.)

Neyse buraya akşam 21:00 sularında ulaştık inanılmaz sakindi ve o kadar hayran kaldım ki “buz gibi suya girilecek bir yer var” dendiğinde “ay gündüz olsa ben girerdim” demiş bulundum. Demez olaydım. Mekanın güzelliğini bahane edip beni sürüye sürüye ertesi gün tekrar oraya götürdüler 😀 Su soğukluğunu şöyle özetlemek istiyorum. Piknikçiler karpuzlarını biralarını koyup buz gibi olmasını sağlıyorlar suda 😀 Ve benim gibi bir grup kuduruk ya da mağdur bu suya atlıyor 😀 Evet atlıyor çünkü yürüyerek girmek acı veriyor öyle bir soğuk 😀 Suya atladığınız zaman soğuktan karıncalanma başlıyor ve max 30 saniye su içerisinde kalabiliyorsunuz 🙂 Sudan çıktığınızda vücut ısınız yükseliyor ve ateş basıyor 😀 çok eğlenceli idi 😀 hatta şöyle özetleyeyim 5 kere suya atlamamı sağlayacak kadar keyifli idi 😀 Su da Titanic filmindeki esas hatunun neden Leanordo ya “gel canım arada yer değiştirelim birazda sen tahtanın üzerinde soluklan, ben su da durayım” demediğini anlamış oldum 😀

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (8)

*Doktor’un Yeri.

DeliKizinCeyizi_Mersin1 (10)

*Ve meşhur buz gibi suyumuz efenim 🙂

Mersin ile ilgili daha yazacak bir dünya şey var fakat olabildiğince özet geçmeye çalıştığım halde dahi oldukça uzun bir post oldu. Bu sebeple daha fazla uzatmıyor ve diyorum ki gidiniz görünüz efem.

Herkese sevgiler 🙂

Tutmayın beni tatilim geldi :)

Tatile gitme vakti geldi çattı. Bavul hazırlıkları son hız devam ediyor. Daha tatile gitmeden biz kadınların ortak sorunsalı olan yanıma ne alsam düşüncesi kafamı kurcalamaya başladı bile. En zoru kendi içimde karar vermek. Zaten o karar verildikten sonra bavulum hazır sayıyorum ben. Bu sene bavulumda olmazsa olmazlarımın yanına ekleyeceğim giysileri  belirledim. Güneş kremi, güneş gözlüğü, rahat bir sandalet, bikini zaten cepte. Bunların dışında bir şort ve şöyle tiril tiril uçuş uçuş maksi bir elbise istiyorum.

Daha önceki yazılarımı takip edenler maksi etek ve elbiseleri ne denli sevdiğimi bilirler zaten ama bu sefer aradığım şey şöyle tiril tiril bir elbise ve maalesef dolabımda hayallerimi süsleyen üzerime geçirip püfür püfür rüzgarda dolanabileceğim o tiril tiril rahat maksi yok. Yapılacak tek şey gidip almak lakin bu havada gündüz vakti dışarı çıkmak demek beynimin haşlanması devrelerimin yanması anlamına geleceğinden ona da cesaret edemedim bir türlü. Sonra yine aniden fikrim geldi. (Seviyorum bu aniden gelen, zor zamanlarımda beni tekrar hayata bağlayan fikirleri :p)  İnternetten online alışveriş sitelerinden istediğim modeli bulmam gayette olabilecek birşeydi. Sadece yurt içinde hızlı bir şekilde ürünün bana ulaşmasını sağlayacak bir yer bulmam gerekiyordu. Neden bilmem böyle durumlarda aklıma ilk gelen marka (Milla Jovovich’i çok beğeniyor olmam ve ismin bende hep onu çağrıştırıyor olması ile alakalı olsa gerek) Milla by Trendyol‘a bakmak oluyor.  Beynim daha nerelere baksam diye düşünürken parmaklarım klavyede Trendyol’a doğru yol alıyor. Yine aynı şey oldu J İyi ki de ilk önce oraya bakmışım cidden aramama bile gerek kalmadan birbirinden güzel maksilerle karşılaştım. Gerçi seçmeye çalışırken her kararsızlık anımda “bakmaz olaydım” dediğimi sizden saklayacak değilim elbette 🙂 Şimdi bu ciciler arasından kendime tatil için elbise seçiyorum. Seçerken de ben burdan bir blogpost çıkarırım düşüncesi ile ufak bir mola verip şöyle bir iki satır yazayım istedim 😀

Sizinle önce favorim olan elbisenin (özellikle buz mavisine bayıldım) ve bayan ayakkabıları içersinden arayıp tarayıp seçtiğim ve bu elbise ile ayıla bayıla kullanırım diye düşündüğüm sandalet ve yine kıfayetimi tamamlar diye düşündüğüm güneş gözlüğünün fotoğraflarını paylaşıyorum. (evet biz kadınlar sadece bir elbise der sonra ipin ucunu kaçırır sandalet, güneş gözlükleri oradan da çantalara doğru uzanır gideriz :))))

Milla by Trendyol (4)

Trendyol Modagram10

Ve tabi gözümün seğirmesine elimin titremesine sebep olanlarla devam ediyorum 🙂 Bakalım siz ne düşüneceksiniz.

Milla by Trendyol (2)

Milla by Trendyol (3)

Milla by Trendyol (8)

Milla by Trendyol (7)

Milla by Trendyol (5)

Milla by Trendyol (1)

Milla by Trendyol (9)

Milla by Trendyol (6)

Ve son paylaştığım kırmızı elbise kesinlikle günlük değil ama görünce aşık oldum. Sırt dekoltesi beni benden aldı. Böyle  giderse bende kendisini Trendyol’dan alacağım 🙂

Kararsızlıktan bitmiş vaziyetteyim birileri fikir versin. Allah’ını seven defansa gelsin….

 

 

Ne? biri tatil mi dedi :)

minicikte olsa tatil tatildir ve her türlüsü candır 🙂

Bu gece yollara düşüyorum, canım arkadaşım, her eve lazım dişçimle (eheheh bunu okuyunca ben dişmi satıyorummmm ne dişçisi diş hekimiyim ben diye çığlık atacak herzamanki gibi:))  beraber süper atraksiyonlu bir deniz turu bizi bekliyor. İzmir üzerinden Mykonos ve Santoriniye geçeceğiz sonrada aynı hızla İstanbul’a dönüş yapacağız. Kendisiyle daha önce deneyimlediğimiz Atina seyahatinden sonra bu gezininde eğlence dolu olacağına şüphemiz yok tek kaygımız geminin mülteci gemisi çıkması yada Titanic gibi batma ihtimali, bunlar dışında bizi korkutan herhangi bir durum olmadığı gibi yaptığımız sanal alem araştırmalarında da hep olumlu yazılar okuduk. Bu kısacık (3 günlük) kaçamak ile ilgili detaylı yazılar oradan internet erişimi sağlayabilirsem minik minik gelecek yine sizlerin karşısına ama olurda yazamazsan hızlandırılmış kur şeklinde hap gibi tek seferde döner dönmez bir postta anlatacağım deneyimlediklerimi… şimdi izninizle bu kısacık tatili en iyi şekilde değerlendirmek için nerelere gitmeli neler denenmeli listesi çıkaracağım kendime 🙂

unutmadan fikri olanlar yorum bırakırsa sevinirim 🙂

to do list madde 1 : sevgili kedimin gizli gizli bavuluma girip benimle tatile çıkması engellenecek 🙂

sevgiler…