Posts Categorized: Uncategorized

Bir terapi şekli olarak örgü :)

Yılbaşı öncesi yoğunluğu üzerine kendime bir miktar zaman ayırmaya karar verdim ve dinleneyim istedim. Elbette herkesin dinlenme anlayışı birbirinden oldukça farklıdır. Ben bu dinlenme sürecinde kendimi örgüye verdim gerçi öyle böyle değil çılgınlar gibi örgü ördüm ama benim gibi hoşuna giden işlere bulaşınca kendini kaptıranlardansanız bu yazıda “ipin ucunu birazcık kaçırmış” demeyeceğinize eminim:)

Yaptığım rengarenk bereler boyunluklar ve kazağımla mutlu mesut yaşıyorum şimdilerde ve ortaya çıkan şeylerle ilgili sizlere bu yazıyı yazmak özetle yaptığım şeyleri sizlerle paylaşmak istedim. Hatta uzuuuun uzun yazdım çizdim sonra nasıl başardım bilinmez yazıyı post ederken yazdıklarımı bir güzel sildiğimi farketttim. Üzüldüm açıkcası ama yapacak birşey yok hayat bazen böyle tatsız oyunlar oynuyor insana neyseki inat edip bir önceki kadar detaylı olamasa da bir başka yazı yazıyorum. (şuan yatağının üzerine yüzüstü uzanıp ağlayan bir Hülya Koçyiğit’te olabilirdim:p)

Neyse bu konuyu daha fazla uzatmadan goygoyu görsellerle sürdürelim… 

DeliKizinCeyizi_Orgu1

Yukarıda gördüğünüz bereleri 12 numara şişle 3 farklı iple ördüm. Arka arkaya eklediğimde tam sonbaharlık çok tatlı bereler çıktı ortaya, sanırım beni bu denli örgü örmeye iten şey bu bereleri örerken ve sonrasında çok keyif almış olmam 🙂

DeliKizinCeyizi_Orgu2

sonrasında yine 3 farklı renkle örmeye devam ettim çünkü farklı renkleri bu şekliyle beraber kullanmak çok keyifli geldi.

DeliKizinCeyizi_Orgu5

DeliKizinCeyizi_Orgu4

DeliKizinCeyizi_Orgu6

DeliKizinCeyizi_Orgu7

DeliKizinCeyizi_Orgu8

DeliKizinCeyizi_Orgu3

Bu açık renk berede gördüğünüz üzere kolum kadar şişler kullandım 😀 Kendileri 20 numara 🙂

DeliKizinCeyizi_Orgu12

ve elbette yakışıklı bir yeğeniniz varsa ve Batman seviyorsa onu esgeçmenize imkan olmuyor 🙂

DeliKizinCeyizi_Orgu10

Elbette bu kadar bereyi tek başıma kullanmadım (Düşündüm ama yapmadım:p) bir kısmı yılbaşı hediyesi olarak canım dostlarıma gitti ama itiraf ediyorum seçmem çok zor oldu çünkü hepsini çok eğlenerek hazırlamıştım:)

DeliKizinCeyizi_Orgu13

Buraya kadar her şey güzeldi fakat dediğim gibi olay bir noktadan sonra kontrolden çıktı ve neden birazda boyunluk örmüyorum demeye başladım 🙂 Neyseki sadece 2-3 tane boyunluk örerek konuyu kapattım ama çok çok keyif alarak kullandığım battaniye kıvamında sıcacık boyunluklarım oldu 🙂

DeliKizinCeyizi_Orgu14

DeliKizinCeyizi_Orgu16

DeliKizinCeyizi_Orgu17

Örmeyi düşünenler için Alize Country diye kalın bir ip kullandım ve 20 numara şişle ördüm bu boyunlukları.
18 ya da 20 ilmekle başlayabilirsiniz (en az 3-4 yumak gidiyor bilginize)

Ve elbette hızımı alamayarak bir tane de kazak ördüğümü söylemeden geçemeyeceğim 🙂 Gerçi yakasını vs pek istediğim gibi yapamadım ama yine de kendi elimden çıktığı için mutlu oluyor ve üzerimden çıkarmıyorum 🙂 Önü yeşil lila ve krem arkası ise hardal rengi yeşil ve lila renklerden oluşuyor 🙂 Özetle tam bir renk cümbüşü arkası nasıl görünüyor merak edenler intagramda “incebicizgi” hesabında görebilirler  🙂

DeliKizinCeyizi_Orgu15

Bende şimdilik durumlar böyle 🙂 Fırsat buldukça yine yazarım.

Sevgiler.

Garden Sale’in ardından…

Geçen haftalarda tatlı bir telaş içerisinde idim. Yıllardır severek takip ettiğim Garden Sale’e bu sene kendi markam olan Paw by Nes ile katıldım.

delikizinceyizi_gardensale-7

Bu tarz etkinlikleri ürünlerimi alan insanlarla birebir tanışma fırsatı bulabildiğim için çok seviyorum. Ayrıca diğer güzel yanı da  tasarımcı arkadaşlarımla beraber etkinliklerde  ortak stand açıp hem bol bol sohbet muhabbet etmiş oluyoruz hem de stand başında iş bölümü yapma şansımız oluyor. Özetle güzel bir enerjisi oluyor böyle ortak çalışmaların.

delikizinceyizi_gardensale-12

Bu etkinliğe sevgili Burcu ve Duygu ile katıldık. Burcu’nun markası olan Atölye Kici ağırlıklı olarak doğal taş ve deri ile üretilen el yapımı aksesuar ve defterleri ile ünlü. Duygu ise genç bir mimar ve mesleğini çok sevdiği takı tasarımı ile birleştirerek betondan takılar yapıyor (evet yanlış okumadınız betondan muhteşem takıları var). Duygunun markası Gemstone Projects’in ürünleri için ise burayı tıklayınız efenim 🙂
delikizinceyizi_gardensale-2
Elbette orada tanıştığım bazı isimleri de burada anmadan geçmek olmaz. Örneğin Elza Jewelry nin kurbağalarını görmeyen kalmasın derim. Hepsi birer sanat eseri idi.
Komşu standımız Lulikomdesign’ın bebeklerine hayran olmamak elde değildi. A dan Z ye bebeklerin herşeyini kendisi hazırlıyor. Hatta eğer sevdiğiniz insanlara hediye olarak bebeklerden yaptırmak isterseniz bir fotoğraf göndererek sipariş veriyorsunuz ve harikalar yaratıyor.

delikizinceyizi_gardensale-6

Ah elbette ürünlerimden almaya ya da benimle tanışmaya gelen bir sürü yeni ve güzel insan yanında destek amaçlı gelen dünya güzeli arkadaşlarıma da buradan kocaman kocaman sevgiler göndermezsem olmaz 🙂

delikizinceyizi_gardensale-10Efenim bu fotodaki sağdaki yakışıklıyı (Can olur ismi) hafızalarınıza kazıyınız zira ileride isminden oldukça söz ettirecektir kendisi 🙂

delikizinceyizi_gardensale-8

Bu kadar güzel hatunun olduğu bir fotoğrafa çokça açıklama yapmama gerek yok sanırım 🙂

delikizinceyizi_gardensale-5

Ve neredeyse her etkinliğime gelen sevgili Elif ve yakışıklı oğlu Nova’yıda atlamayalım.

Garde Sale

veee elbette hernekadar ekip elemanlarından biri İsveç’e taşınmış olsa da teknoloji sayesinde tam kadro yamacımda olan cağnım BANG 🙂

Sıradaki etkinlikler ve yeni süprizler için çalışmaya ve geriden geriden de olsa yazılar yazarak buradan sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.  Sonraki etkinliklerde görüşmek üzere…

İyi varsınız.

 

Beyaz spor ayakkabı dediğin…

Bu yazın bence en trend parçalarından bir tanesi beyaz spor ayakkabılar olacak. Özellikle tam bir klasik olan Adidas Stan Smith ler tekrar hayatımıza gümbür gümbür girecek gibi görünüyor. Hem beyaz hem klasik hem de enteresan bir şekilde her kıyafetin altına tamamlayıcı olarak kullanılabilecek kadar şahsına münhasırlar kendileri 🙂

DeliKizinCeyizi_StanSmith1

DeliKizinCeyizi_StanSmith2

Rahatına fazlası ile düşkün bir insan olarak en sevdiğim kombinlerden bir tanesi kısa kumaş pantolon altına giyilen spor ayakkabılardır ve Stan Smith‘ler bence bu konuda oldukça başarılı sonuçlar veriyorlar.

DeliKizinCeyizi_StanSmith3

DeliKizinCeyizi_StanSmith4

DeliKizinCeyizi_StanSmith5

Son görselde gördüğünüz üzere kot pantolon ile de muazzam bu ciciler 🙂

Ve elbette yaza yanaştığımız şu günlerde elbiseler ve şortlar ile de birebir uyumlu olduklarını söylememe gerek yok değil mi?

DeliKizinCeyizi_StanSmith6

DeliKizinCeyizi_StanSmith8

DeliKizinCeyizi_StanSmith9

Bir diğer güzel yanı ise klasikler ile olan uyumu. Hem rahat hem seksi ve cool olmak bu olsa gerek.

DeliKizinCeyizi_StanSmith7

DeliKizinCeyizi_StanSmith10

Anladığınız üzere ben bu pabuçlara aşırı derecede bayılmaktayım.

Türkiye’deki online satış mağazasında beyaz dışında bir rengini görmedim, Amerika satış sitesinde ise farklı renklerini bulabilme şansınız var ama bence en güzeli arkası yeşil bantlı olan klasik beyaz Stan Smith’ler. Sizin favoriniz hangisi?

Çok zor yemek tarifi ve şekere duyulan özleme dair :p

Yeni yıla girerken planlar yapmak kararlar almak ve bunların sadece 10 da 1 ini yapmak kadınlığın şanından gelir 😀
Benimde biraz iddia ile karışık aldığım ilk karar 21 günlük şeker detoksu idi. Ana besin kaynağı şeker olan bir insanın bırakın 21 günü 1 gün bile şekersiz yaşaması inanın çok ama çok zor. Yaşamayan bilemez 😀 Misal ilk günün gecesinde rüyamda kaşık kaşık nutella yiyordum. Neyseki uyandımda bu kabus (!) son buldu 🙂
Abartmıyorum özellikle ilk bir hafta elim ayağım birbirine girdi her baktığım yüz cupcake her gördüğüm manzara çikolata şelalesi oldu 😀 Kahveyi şekersiz ama muhakkak yanında tatlı birşeylerle içen bir insan olarak kahve içerken yaşadığım dram ve yoksunluk duygusunu anlatmama imkan yok 🙂

Sanırım yaşadığım dramı bir nebze dahi olsa sizlere anlatabilmişimdir 😀  İçinde yapay şeker bulunan paketli hiç bir besin, içecek, reçel, bal ve türevleri ve kuru meyvalar vs hepsi yasaktı. Neyseki detoks dedimse meyvayı da yasaklamamışım yoksa emin olun 2. gün kendimi oreolu milkaya boğardım 😀 Tatlı ihtiyacımı ara ara yaptığım muz ve yoğurt karışımı ile ya da mandalina portakal elmayla gidermeye çalıştım. Özetle çok acılar çektim 🙂

Neyseki bir müddet sonra vücut o sapıtmışcasına tatlı yeme arzusundan o yoksunluk duygusundan bir nebzede olsa vazgeçiyor. Garibim ne yapsın çok canı istesede yememek konusunda direnen bir beyin var ortada :p İşte ordan sonra işler biraz daha rahatladı benim için.  Artık yeme alışkanlıklarımı düzelttim sayılır o kadarki detoks bitmiş olmasına rağmen hala tatlı vs konusuna girmedim.  Hatta sağlıklı beslenmeyi kendime amaç edindiğim için bu süreçte haşlanmış sebze yeme mevzuunada feci şekilde sardım. Hazır sarmışkende hem sizlerle paylaşayım hem de kayıtlara geçmiş olsun diye burayada yazmak istedim bu hiper süper zor besini (eheheh tamam ya gülmeyin herkes yemek konusunda aşırı becerikli olmak zorunda değil sonuçta basit şeylerle başlamak lazım :p )

Efenim gelelim bu basit tarife; ben ruhumdaki teyze gözetiminde semt pazarlarına gitmeyi seven bir insan olarak brokoli, brüksel lahanası, karnıbahar ve havuç satan tezgahları gözüme kestirip bu tezgahlara dadandım son dönem. Sizede çevrenizde varsa bir semt pazarı oraya dadanıp taze taze bu sebzeleri almanızı tavsiye ederim 🙂

DeliKizinCeyizi_HaslanmisSebze (4)

Yaptığım şeyse çok çok kolay bu yavruları alıyor ve yıkadıktan sonra havuçları göz kararı doğruyor brüksel lahanalarını ikiye bölüyorum, karnabahar ve brokoliyide Allah yarattı demeden göz kararı dolduruyorum ve bunları düdüklüde 20-25 dk buharda pişiriyorum. Olduda bitti maşallah nazarda değmez inşallah (eheheh bu cümle yemek yaparken değil sünnet törenlerinde söyleniyordu sanırım ama neyse idare edin acemiyim :p)

DeliKizinCeyizi_HaslanmisSebze (1)

Pişirme işlemi bittikten sonra tabağa koyup üzerine baharat, tuz ekleyip yoğurt eşliğinde afiyetle yiyoruz. Bence bu karışımın püf noktası lezzetli havuç bulmakta ve elbette brüksel lahanası olayın tadı tuzu, elbette fonda karnabahar ve brokolide olayı destekleyen unsurlar 😀

DeliKizinCeyizi_HaslanmisSebze (3)
Görüntüsüne ve benim korkunç anlatımıma aldanmayın gerçekten denemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Afiyet şeker bal olsun canlarım 🙂

 

 

 

Yeni yılda yeni hobiler arayanlar burayaaaa… ☺️

Yeni bir seneye girmiş olmanın heyecanı ile ilk yazımı yazmaya başlamadan önce ufak bir yeni yıl dileği yazmak istiyorum buraya; Geçen yıl bizi üzen, kıran, canımızı sıkan ne varsa geride bırakmış olmayı ve güzel dileklerimizin hepsinin gerçekleşeceği bir sene yaşamayı umut ediyorum. Tüm bu dileklerim yanında kendime torpil geçip “yazmak için daha fazla zaman yaratmayı başardığım” bir yıl olmasını dileyerek yılın ilk yazısına başlıyorum 🙂

Efenim bilenler bilir isimlerimizi BANG diye kısaltmış olduğumuz bir arkadaş grubum var 🙂 Geçenlerde BANG’in B’si ahşapla ilgilenmek istediğini söyledi. Hemen aklımıza elbette bu işin duayeni Kadir Ulus geldi. B hemen Kadirle görüştü ve ilk uygun workshop gününe kayıt yaptırdı ve yollara düştü 🙂 Ben de hem B’nin ahşapla imtihanını izleyerek grubun diğer üyelerine onun fotoğraflarını göndermek hem de uzun zamandır görüşemediğim Kadir’i kalesinde yani atölyesinde ziyaret etmek için workshop günü atölyeye baskın yaptım ve hazır gitmişken sizler için de biraz fotoğraf çekmek biraz da bilgi toplamak istedim.

DeliKizinCeyiziAtolye (3)

Öncelikle B’nin hobi ya da değil yaptığı işleri ne denli ciddiye aldığının ayrımına varabilelim diye bu fotoğraf şurada dursun, kayıtlara geçsin isterim 🙂

DeliKizinCeyiziAtolye (4)Bu fotoğrafta ise; işini keyif ve tutkuyla yapan insanlarda olan o enerjisi ile Kadir Ulus’u ve cevval öğrencisi B’yi çalışırken görebilirsiniz:) 

DeliKizinCeyiziAtolye (9)
Bu da benim orada olduğumun ispatıdır. 🙂

DeliKizinCeyiziAtolye (10)Ve günün sonunda B’nin kendi tasarımı olan ve elleri ile yaptığı peynir tabağını paylaşmaktan grur duyuyorum. Ayrıca buradan kendisine seslenmek istiyorum; yapım aşamasına bizzat tanıklık ettiğim için gönül rahatlığı ile numnumnum numnumnum yerim o tabakta sunacağın peynirleri bilesin:)

Bu tarz şeylere ilgisi olup “nerede uzun süreli eğitim ya da tek günlük workshoplara katılabilirim” diye düşünenleriniz varsa buradan Kadir Ulus’un detaylı iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz. 

Eğitimlere ilgisi olmayanlarında Kadir’in markası Woodencrafts ürünlerini incelemelerini şiddetle tavsiye ederim.

 Hazır konu açılmışken Woodencrafts ürünleri ile donatılmış atölyedende birkaç fotoğraf eklemek istiyorum. 

DeliKizinCeyiziAtolye (7)

DeliKizinCeyiziAtolye (8)

Atölyedeki duvar süsleri ve tabloların yanı sıra avizelerin güzelliğine dikkat çekmek isterim ve yeterince dikkatinizi çekebildimse hemen Woodencrafts’tan kaptığım kirpimide sizlerle paylaşarak yazıma son veririm☺️☺️

  
Okuma nezaketini gösteren herkese kocaman öpücükler??

Anne ben iç mimar olucam :)

Yazının başlığı sizi aldatmasın iç mimar olmaya niyetim yok 🙂 Sosyal medya üzerinden beni takip edenler görmüştür. 5 yıldır yaşadığım canım evim, minik kuşum kentsel dönüşüme girdi ve bir taşınma telaşıdır aldı yürüdü bende. Eşyalar toparlandı, koliler hazırlandı, bir kısım eşya geçici olarak annelere götürüldü 🙂 kalan şanslı grup (!) bizimle yeni evimize taşındı vs vs. Özetle yoğun bir koşturmaca sonucunda geçicide olsa yeni bir eve taşınma işlerinin hem keyifli hem yorucu yanlarını bir kez daha hatırlamış olduk 🙂
Bu esnada malumunuz “beyin bedava” olduğundan bu dönemi bir fırsata çevirmek fikri kafamda yeşeriverdi 🙂 Bir yandan “ah benim  minik kuşum değişecek, dönüşecek diye üzülen içimdeki yengeç kadını, diğer yandan da 1 sene sonra döneceği yeni evinde neler yapabilir, nasıl döşeyebilir heyecanına kapılmış kova kadını”  coştu anlayacağınız. 🙂

Aslına bakarsanız evle ilgili dekorasyon fikirleri çok masumane bir şekilde “çalışma odamı nasıl dekore etsem” ile başlayıp tüm ev dekorasyonuna doğru yol aldı 🙂
Şimdiden kafamın içinde onlarca fikir uçuşmaya başladı bile. Örneğin; ilk yapacağım şey yeni bir koltuk takımı almak olacak ve bu konuda en büyük destekçilerim elbette canım kedilerim Pati ve Yuffie 🙂 Sağolsunlar ikisi iki koldan koltuklarımı tırmaladıkları için mevcut koltuklar artık son demlerini yaşıyorlar ve bu gidişle eve bizimle dönemeyecekler. Evet bunların hepsi bahane olabilir sonuçta ben bir kadınım ve kedilerimi bahane ederek yeni gri koltuklar almak istiyorum 🙂

Anlayacağınız koltuktu, koltuğa uygun renklerde dekoratif ürünlerdi vs derken kendimi sürekli dekorasyon dergileri karıştırır veya internette araştırma yaparken buldum. Hatta arama taramalarım esnasında öyle güzel şeyler buldum ki sanırım biraz abarttım olayı ve evimin boyutlarını es geçip sanki şatoda yaşıyormuşçasına her tür ev dekorasyonunu inceler oldum 🙂 Birnevi kendime yeni bir hobi edinmiş oldum 🙂

Eh bu denli konuya sarmışkende hemen bir yazı yazıp bir kaç örnek fikri sizlerle paylaşmak istedim.


Örneğin farvorilerimden ilki olan Bhavin Taylor’a ait oturma odasını sizinle paylaşmaktan gurur duyuyorum 🙂 Bu kadar sade parçalarla bu kadar sıcak bir ortam yaratılabilmesi beni benden aldı özellikle renklere bitttim. Gri tonları baskın bir oturma odası ancak bu kadar sıcak bir havaya bürünebilirdi.

Bir diğer favorim benim gibi turkuaza bayılanlara gelsin 🙂 Студия дизайна Interior Design’ın turkuaz ve gri ile hazırladığı odaya insan kıyıp yaşayamaz, misafirlere kapıdan falan gösterir sadece 🙂

Hem yine renklerini çok sevdiğim için hem de fotoğraftaki kediyi görünce “ay ben seni yeriiiim” dediğim için torpil yapıp sizlerle Bara Designe’a ait bu odayıda paylaşmak istedim.

Bu esnada şuan farkediyorumki sade mobilyalarla dolu bir odanın renklerle keyifli kılındığı fresh ortamları sevenlerdenim.

Ne dersiniz hepsi birbirinden keyifli değil mi? Ben kendi zevkime göre onlarca görseli kaydettim açıkçası ama daha farklı zevklere sahip olanlar ya da “yav bir de ben göreyim nereden geliyor bu değirmenin suyu” diyenler daha detaylı araştırmayı Homify’dan yapabilirler. Ama şimdiden uyarıyorum siteye girince aklınızı yitirebilirsiniz.

Neyse önümde oldukça uzun bir süreç var ve ben acele etmeden tadını çıkara çıkara keyif keyif renk kombinlerini incelemeye devam edeceğim. Bu esnada her tür fikre tavsiyeye açığım elbette hatta cicili biçili oda görsellerinizi yollayında şuracıkta kıskançlıktan çatlayayım 🙂

şaka bir yana ama baĞzı evler sizce de çokgzel değil mi yaaa:)

Barselona vol2. Gezelim-Görelim

Bir önceki yazıma bakarak Barslona’da sadece yemek yediğimi ya da benim için Barselona’da tapas ve sangria dışında önemli hiçbirşey olmadığunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz 🙂 Bakınız bu yazımın konusu; “gezelim görelim“.

Neyse Barselona’ya gidipte görmeden gelmeseniz iyi olur dediğim bir takım yerleri sizinle paylaşmaya başlıyorum an itibari ile 😀

İlk durağımız elbette Sagrada Familia. Bir bina yapalımda şanımız yürüsün  diye başlatılan bazilika nasıl bir şanları varsa hala bitmiş değil 🙂 Barselona’da adım attığınız her yerde ucundan kıyısından eserleri ile karşınıza çıkacak olan Gaudi’nin el attığı ve hala tamamlanması için çalışmaların devam ettiği bu muazzam eseri görmenizi şiddetle tasiye ederim.

Küçük minicik bir not : İtiraf etmeliyimki Gaudinin eserlerini gördüğümde kendisinin deli olduğuna karar verdim. Kanımca bu kadar muhteşem eserleri normal bir zeka ya da normal bir kafanın üretmesine imkan yok. Evet kabul ediyorum ciddi anlamda kıskandım 🙂

8-12 Ağustos Barselona (15)

Dışarıdan baktığınızda giriş ve çıkışın iki farklı dünya olduğunu hissettiren yapının içersine girdiğinizde camlardan yansıyan güneş ışınları ve doğadan esinlenerek yapılmış kolonları ile kendinizi resmen büyülü bir ortamda hissetmemenize imkan yok.

8-12 Ağustos Barselona (14)

Elbette Sagrada Familia dan etkilendik dedikse cıvıklığımızdan ödün verecek kadar etkilendik demedik 😀 Sagrada Familia’da bulunan okul binasına girip kendimizi turistlerin karşısında sıfırcı Hafize replikleri ile eğlendirerek memleketimizi tanıtmayıda ihmal etmedik 😀 Eminim anlam verememiş, sadece eğlenen bir grup hatun görmüştür ecnebi dostlarımız ama olsun biz memleket tanıtımı için elimizden geleni yapmış olmanın haklı grurunu sonuna kadar yaşamış olduk 😀

8-12 Ağustos Barselona (19)

Gaudi demişken zaten Barselona’da kafanızı çevirdiğiniz her yerde kendisi ile karşılaşmanız mümkün lakin özel ilginiz varsa Casa Batllo ve Casa Mila binalarını da gezilecek yerler listesine eklemenizi tavsiye ederim. İçersine girmek istemeseniz dahi metro istasyonlarından Diagnal’de inip Catalunya meydanına yürürseniz hem yürüyüş yapmış yediklerinizi sindirmiş hemde dışarıdan bu muhteşem yapıları görmüş olursunuz 🙂

8-12 Ağustos Barselona (17)

Catalunya’ya kadar yürüdünüzse şayet durmayın Larambla’ya doğru yürümeye devam edin. Larambla Barselona’nın en işlek ve en turistik caddelerinden bir tanesi. Gitmeyeni dövüyorlar zaten 🙂 Ve elbette La Ramblada meyva yemeyi unutmuyoruz 🙂

Şimdi gelelim başka nerelere gidilebilire efenim “sana dün bir tepeden baktım aziiiz Barselona” parçasını  bilmeyen yoktur :p İşte siz de o tepeyi merak ediyorsanız Park Güell‘e gitmenizi tavsiye ederim.  Tepe dedikse gözünüz korkmasın öyle dehşet tırmanmanız gerekmiyor sağolsun Barselona büyük şehir belediye başkanı turist milleti çok yürüyüp poposunu eritemesin diye sokağa yürüyen merdivenler koydurmuş 🙂 Kendinizi vatanınızdaki bir avm de gibi hissetmenin rahatlığını yaşıyorsunuz (!)

8-12 Ağustos Barselona (18)

Neyse sululuğu kenara bırakıp parkla ilgili bilgilere devam edeyim. Açıkçası parkta iki kısmı özellikle çok seviyorum ilki (burada görsel paylaşmadım ama) park girişindeki Hansel Gratel’in şekerden yapılma evlerine benzeyen binaları ve kolonların olduğu alt bahçeyi. (Alt bahçe sağdaki görselde göreceğiniz üzere Gaudi’nin evinin karşısında kalıyor tam). 8-12 Ağustos Barselona (13)

Park Güell’i sizinde çok seveceğinizi düşünüyor ve şehri turlamaya devam ediyoruz.

Sonraki durağımız aslında geniş bir alanı kapsıyor ve ben bu güzergahı arada molalar vererek yürüyerek takip etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Hem sokaklar çok keyifli hem de yürüyerek şehri keşfetmek bana herzaman ekstra çekici geldiği için sizi gaza getiriyorum şuan 🙂

Güzergahımız şu şekilde; Laramblaya gittikten sonra yürüyerek Barselona Cathedral’ine gidiyorsunuz.
8-12 Ağustos Barselona (3)
Orayı güzelce dolaştıktan sonra yürümeye devam ediyor ve Santa Maria del Mar Basilica’sına ulaşıyorsunuz. Bu basilicayı görmenizi tavsiye ederim. Ayrıca soluklanmak isterseniz basilicanın etrafı kafeler ve alışveriş yapabileceğiniz dükkanlarla dolu.
8-12 Ağustos Barselona (21)
Burada ne kadar zaman geçirirsiniz bilemiyorum ama o kadar gitmişken Picasso müzesini görmeden gelmeyin sonuçta basilicaya aşırı yakın. Heheh evet sizi tuzağa düşürüp Picasso müzesine getirdiğim doğrudur 🙂 Şaka bir yana eminim bir çoğunuz Picasso gibi büyük bir sanatçı ile ilgili bilgiye sahipsinizdir fakat müzede kendisinin çalışmaları kronolojik olarak sıralanmış ve kübizm akımını başlatana kadar geçirdiği süreci gözler önüne seren muhteşem bir müze olmuş. Ben şahsen Picasso müzesinde şunu düşündüm “Evet ya adam artık daha iyisi olmayacak kadar mükemmele ulaşmış. Farklı bir şey yapmak istemiş ve kübizmin doğumunda rol oynamış” böylede fikirler üretir aklınızı alırım işte :p

8-12 Ağustos Barselona (1)
Elbette sadece katedral ve müze gezmedik arkadaşlar.  Hazır teeee oralara gitmişken bir de denize girelim bakalım dedik. Tabi olayın acemisi olduğumuz için Colomb heykelinden sola doğru kaptırıp halk plajına ulaştık. Bir plaj düşünün ki insan kalabalığından kumsal görünmüyor 🙂 o derece tıkış tıkıştı. Hatta o kadar kalabalıktı ki plajın mavi bayraklı olduğunu bildiğim halde “sudaki tuz oranının ne kadarı denizden ne kadarı amonyaktan kaynaklı” diye düşünmeden edemedim :). Özetle Barselona’da denize girerim vs gibi bir derdiniz olmasın bence elbette daha sakin plajlar bilenler varsa yorum bırakıp bizi de aydınlatırlarsa sevinirim.

Ve son olarak kedi severler size sesleniyorum 🙂 El Raval bölgesinde Rambla del Raval üzerindeki kocaman kedi heykeline bir sarılmak isteyebilirsiniz 🙂 Şu sıralar çok sıkıntılı olmamakla beraber biraz kozmopolit bir bölge olduğu için kediyi görmeye giderken dikkat edin demeyide kendime borç bilirim 🙂

8-12 Ağustos Barselona (2)

Fernando Botero tarafından yapılmış dev kedi ile Barselona yazıma son vermekten kıvanç duyuyorum efem 🙂 Yazıda eksik olan ve tavsiye ettiğiniz yerleri yorum olarak bırakabilirsiniz.

Bu arada son son tatile beraber gittiğim arkadaşlarım Minyanım ve Manumla fotolarımızıda ekleyeyimde ileride dönüp baktığımızda “oyyy ammada gençmişiz heee”  diye birbirimize laf edebilelim 🙂

8-12 Ağustos Barselona (7)

Yazıma son verirken büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından öper, çok sevdiklerime sarılır az sevdiklerimle tokalaşır ve herkese selam ederim. ahahahaha ay daha da uzatacaktım ama cıvıklıkta bir yere kadar. Özetle hepinizi öperim, benim deli deli yazılarımı okuma sabrını gösteriyorsunuz ya valla çok tatlısınız 🙂

Barselona vol.1 “Tapasçı geldi hanımmm”

Evet bayram boyunca taşınma telaşları vs derken sonunda bilgisayar başına geçip iki satır yazabiliyorum 🙂

Evet arkadaşlar tam olarak düşündüğünüz şey oldu. Leyleği havada mı gördüm amanın diye havalı havalı dolaşırken 9 günlük bayram tatili boyunca ev taşı yerleştir canım çıktı:) Ama o kadar güzel bir yaz tatili geçirmişimki inanın “ah vah istanbulda kaldım” üzüntüsü yaşamadım 🙂 Ne kadarda şanslıyım :p

Aslında bu yazı geçen hafta size ulaşacaktı ama gittiğim yerlerde sapık gibi fotoğraf çekip sonra “blog için hangilerini kullansam” diye o fotoğrafları seçip sonrada editleme süreci gerçekten çok vakit alıyor. Şöyle özetleyeyim durumu: bir Japon turist çıkarın karşıma zavallıcık “ben o kadar foto çekemeeemmmm” diye ağlayarak ülkesine dönmezse bende ailenizin delisi değilim 🙂

Neyse gelelim Barselona seyahat notlarıma; Efenim bu benim Barselonaya ikinci gidişim ama tembellikten bir önceki seferi yazamamıştım neyse bu son tatili yazarken bir önceki sefer ziyaret ettiğim ve eveet kesin gidiiin dediğim yerleride sizinle paylaşacağım.

Öncelikle yola çıkacağım sabah uyuyakaldığımı ve evden uçarak çıktığımı deniz otobüsü ile Bostancı’dan Bakırköy’e geçmeye çalışırken deniz otobüsünün arıza yaptığını ve uçağa ucu ucuna yetiştiğim gibi detayları es geçiyorum 🙂 Zaten tatsız detaylarla işimiz olmaz, önemli olan sonuç :p

Barselona’ya ayak basıp toprağı öptükten sonra merkeze gitme sürecimiz başladı. Aslında T1-T2 adlı iki farklı otobüsten birini kullanarak metro aktarması ile merkeze gitme şansınız mevcut fakat biz havaalanında Airbus olarak adlandırılan otobüsleri kullandık, bu otobüse 5,90 Euro bayılıyorsun onlarda seni aktarmasız olarak götürüyörler merkeze öptürüyörler herkese (öf tamam cıvıklığı kenara kaldırıyorum pardon).

Ulaşım konusu açılmışken şehir içinde herzaman her yere yürüme şansınız olamayabiliyor o yüzden metro kullanmanızı tavsiye ederim. Bunun içinde metro kartı almanızda fayda var. Eğer çılgınlar gibi metro kullanmak niyetiniz yok ise bence 10 binişlik biletlerden almanız çok faydalı. 9,80 Euro gibi bir mebla verip 10 binişlik bilet almanızı tavsiye ederim. Günlük ya da 2 ya da 3 günlük biletlerde var fakat benim için 10 lu biletler daha mantıklı çünkü zaman kısıtınız olmuyor.

Şimdi gelelim möhüm mevzulara efenim Barselona’ya gidip tapas ve paella yemeyeni ya da sangria içmeyeni dövüyorlar malum bu sebeple bizde hemen soluğu bunları bulabileceğimiz biryerlerde aldık. Burada size toplu olarak bu tapas denen (bence bizdeki meze denen mevzu aslında) besinler ile ilgili bir kaç kolaj paylaşayım. Girdiğiniz heryerde tapas bulabilirsiniz ama biz en çok La rambla nın bir paralelinde bulduğumuz Taberna el Papelon sevdik hem lezzetli tapaslar vardı hemde muhteşem bir birası vardı. Ayrıca fiyatları da çok makul aklınızda bulunsun.

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan6 (Custom)

Aşağıda başka mekanlarda tatmış olduğum ve şuan sırf kroluk olsun diye paylaşmayı uygun gördüğüm diğer tapasları görebilirsiniz :p şaka bir yana ama domates soslu ekmekten yiyin muhakkak ben çok sevdim.

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan9 (Custom)

Tüm tatili tapasla geçirmedik elbette paella ve deniz mahsülüde yedik, sonuçta biz de herkes kadar kıroyuz elbette gitmişken yiyecek ve de yazacağız buraya :p Açıkçası şuan şurda yiyin muhteşem diyebileceğim bir yer gelmedi aklıma ama deniz mahsüllü paella yemeden dönmeyin, sahil tarafında bir sürü restoran var (tam deniz kenarı olanlar değil yol üzerindekiler) ve genelde turistik oldukları için leziz oluyorlar. Deniz mahsülünü de paellayı da burada yiyebilirsiniz. En azından verdiğiniz paraya üzülmezsiniz:)
8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan14 (Custom)
İçecekler kısmına gelirsek Mojito kumsalda bile seyyar satıcılarca satılan bir içki ama herkesçe bilinen sangria tabiki en denenmesi gereken içeceklerinden, geri kalırmıyız tabiki biz de içtik 🙂 lakin benim ebatlarlamı alakalı yoksa tesadüfmü oldu bilemiyorum ama öyle devasa bardaklarda geldiki sangriaları bitirmemiz maalesef mümkün olamadı. Mundar ettik nimeti :p  Bu sebeple sipariş vermeden önce siz siz olun adamların ne boyuttaa bardak kullandıklarını bir bakın 🙂

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan3 (Custom)

Nerdeyse unutuyordum oysa benim Barselona’da olmazsa olmazlarımdan biri kendisi 😀 Elbette La Boqueria‘dan bahsediyorum. Barselona’nın en işlek en turistik caddesi La Rambla üzerinde yer alan meyva, sebze, deniz mahsülü vs satılan bir pazar yeri aslında kendisi. Oradaki taze meyva ve meyva sularını denemeden gelmeyin sakın yoksa sizi hava alanında karşılar döve döve geri yollarım o derece:p Özellikle benim gibi meyva ya düşkünseniz ba-yı-la-cak-sı-nız. o kadar diyorum.

8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan4 (Custom)

Madem bu post biraz daha yeme içme postu oldu son son size Barselona’da bir Vietnam restoranı olan Bun Bo’yu tavsiye edeyim 🙂  Vietnam yemeklerine düşkünseniz, hiç denemediniz fakat denemek istiyorsanız ya da benim gibi “ay biraz soluklanayım ayaklarıma kara sular indi” diyorsanız en azından girip bir kahve içmenizi tavsiye ederim. Dünyanın en sevimli mekanlarından birisi olabilir Bun Bo, pişman olmayacaksınız.
8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan7 (Custom)

Özellikle tavandaki lambalar ile Sultanahmet ve dış görünüşü ile Karaköy esintileri taşıyan aslen Vietnam restoranı olan fakat Barselona’da bulunan böyle de bir yeri duymadık bilmiyoruz demezsiniz sayemde 🙂
8-12 Ağustos Barselona-Blog için kullan8 (Custom)
Biraz fazla yemek oldu bu post karnım acıktı birşeyler atıştırsam fena olmayacak. Bir sonraki postta gezelim görelim kısmına geçiyoruz haberiniz olsun 🙂 herkesi pek çok öperim 🙂

Amsterdam güncesi vol2.

Selam yine ben hızımı alamadım ikinci bir yazı ile Amsterdam gezisini tamamlayayım istedim. Sırada başka şehirler başka ülkeler var yazacak ve bu sefer kendime ve size söz veriyorum yazmayı atlamayacağım 🙂

Bir önceki yazımızı Heineken’de bırakmıştık malum. Konumuza gündüz kuşağı evlilik programı tadında devam ediyoruz 😀 Tek fark bizde kavga dövüş bağrış çağrış olmaması 🙂

Efem meyva seviyorsanız şayet Heineken’den çıkınca ya da oraya girmeden Albert Cuyp pazarına gitmenizi tavsiye ederim. Özellikle meyva sevenler kaçırmasın (elbette Barcelona’daki La Boqueria kadar insanın aklını almıyor meyva konusunda ama yinede leziz ve taze meyvaları insanın içini bir hoş ediyor :D). Aslında çeşit olarak bizim buralardaki pazarlar gibi giyim ıvır zıvır vs. var. En önemli farklardan biri; bisiklet meraklısı arkadaşlar burada uygun bisiklet aksesuarları bulabilirler. (yakınlarda gidecek olan varsa insaniyet namına bana şu kafam kadar olan bisiklet zillerinden alsın ben almadım sonra pişman oldum 🙂 ).

Konu pazarlardan açılmışken Amsterdam’da kocaman bir 2. El pazarı var. 2. el ürünlere düşkünseniz envayi çeşit şey bulabilirsiniz orada ama 2. el almam ben kullanamıyorum diyorsanız gidip zaman kaybetmenize değmez. Lakin vaktiniz bol ise gezilebilir yerlerden birisi burası.
28 Mayıs-1 Haziran 2015 Amsterdam15

Tey tey tey konulara gel pazar pazar dolaşan teyzelere döndüm bu yazıda 😀 Sıradaki pazarımız sevipte kavuşamayanlara gelsin (ay espride yaparmışım:p). Meşhuuuuurrr Çiçek pazarı (Flower Market). Bir çok blogda ya da rehberde “görülmesi gereken yerlerden” diye yazıyordu ama açıkcası özel olarak çiçek merakınız yoksa çok çok anlamlı olmayabilir. Lakin ufak tefek hediyelik eşya vs almak için oradaki çiçekciler ya da tam onların karşılarında ki minik dükkanlar baya iş görebilir o yüzden uğranabilir. Zaten yeri çok kolay ve ufak bir sokak, hani böyle saatlerinizi harcayacağınız bir yer değil. Taam ya gidin anasını satiim oraya da gidin :p

Şu yazıyı okuyan biri bu satırlara kadar Amsterdam’da sadece Pazar gezmeye gittim sanabilir ama şimdi çok şaşıracaksınız 😀 Pazarcı teyzeniz ani bir geçiş  yapıp Red Light’a dümen kırıyor 😀 Hepiniz az çok duymuşsunuzdur Meşhur Red Light sokağını. Açıkcası tercihe dayalı bir sokak burası da (gördüğünüz gibi heryer ve herşey tercihlere dayalı bizde 🙂 ama tercih etmediğim yerde kalmamış maşallah heryere gitmişim:p). Gidilip en azından o sokakta (zaten kanal kenarında sağlı sollu bir yol ) bir dolanılıp bakılabilir, değişik bir deneyim. Ben orada dolanırken biraz kaba tabirle kafeslere kapatılmış ya da kendini kafese kapatmayı tercih etmiş bir grup kadın gördüm sadece. O yüzden bana biraz fazla sirk izlenimi verdi (kafeste gibi bir his verdiği için üzücü  geldi bana sevemedim). Tamam ya olaya duygusal bakıyorum, birazdan ağlıycam 🙂 bilemiyoreeee bu benim görüşüm. (Evet arızayım ben).  Bu arada orada güzel olan birşey var ise o da gecenin bir yarısı da gitseniz kimse tarafından rahatsız edilmiyor olmanız. Gerçi vitrinlerdeki hoş ablalar varken size sıra gelmiyor olabilir, adamlar sizi ne yapsın dimi :p

Neyse konu acayip yerlere gidiyor geyiği bırakıp yemek kısmına geçelim biz 😀  Kahvaltı kısmında aslında kaldığınız yere yakın lokal bir yer bulmanız büyük rahatlık ama varsa yakınlarınızda Bagels and Beans‘e gitmenizi tavsiye ederim. Şehrin bir çok yerinde şubesi olan bir mekan ve oldukça lezzetli kahvaltısı vardı. (Türk olduğumu öğrenince dev kahve falan getirdiler malum espresso bizim gözümüzü doyurmuyor orada dev fincan kahve bulunmaz nimet 🙂 )
28 Mayıs-1 Haziran 2015 Amsterdam3

Akşam yemeği için Balthazars diye bir yere gittik ama biraz pahalı idi açıkcası, gittiğiniz şehirlerde balık ya da et içeren özel bir yemek yeme derdiniz yoksa çok da gerekli değil 🙂 Ben genelde tatillerde yemek olayına çok para bayılmayı sevmediğim için ödediğim para evlat acısı gibi oturdu içime eheheh ama aklınızda bulunsun yemekler lezizdi.

Yurtdışına gidip döner yemeyi başaran ya da İtalyan restoranı diye girdiği yerin Türk bir aile tarafından işletildiğine tanık olan çok kimse yoktur sanırım 😀  İşte bu dünya insanı olma sürecimde(!) Amsterdam’da gidip Hint yemekleri yiyebileceğim bir yer buldum 😀 Biz Hindistana gidemiyorsak Hindistan bize gelecek okkaddar :p Eğer meraklısı iseniz Latei’ye gitmenizi şiddetle tavsiye ederim. Mekan çok tatlı, minnoş, salaş, vintage böyle şirinmi şirin bir yer. Fotoğraflardan anlayacağınız üzere (özellikle cama dekor olarak asılan donlar beni benden aldı) dünyanın en minnoş mekanlarından biri idi. Gidin deneyin derim. Hem keyifli hem leziz hemde fiyatları uygun.
28 Mayıs-1 Haziran 2015 Amsterdam6

Ya bakın en önemli yerlerden birini atlamak üzereydim. Arkadaşlar Amsterdam’a gidip Vondelpark’a uğramadan gelen bizden değildir. Alın yemelik içmelik birşeyler yanınıza gidin çimlere banklara serilin yiyip için. İnanın pişman olmayacaksınız. Ben bu gittiğimde hava çok serin olduğu için çimlerde yuvarlanamadım sadece dolanmakla yetindim ama inanın çooook güzel bir park. Pişman olmayacaksınız.
Processed with VSCOcam with f2 preset

Yazımın aslında sonuna geldim. Bütün yazıyı pazarlarda geçirip Coffee shoplar kısmına girmediğimi farketmişsinizdir sanırım 🙂 O kısımları size bıraktım, lakin çok isteyen olursa haber etsin, sonuçta bilgi paylaşımına açığız malum 😀 Sadece bir kaç genel bilgi verip geçeyim bu konuyu çünkü eminim gitmeyi düşünenler onbin tane siteye bakıp araştırmışlardır bile:p  Coffee shoplarda alkollü içki satışı yok, bir de normal sigara yakayım derseniz gelip uyarıyorlar sadece ot içilebilir diye 😀 Bu çok möhim bilgiler ışığında gidip eğlenebilirsiniz efem 😀

Herkese sevgiler efenim umarım gitmeyi düşünen birileri varsa işine yarar bilgiler edinmiştir bu yazılanlardan bir de benim tavsiyem Amsterdam’a gidip sadece tek tip eğlenceye takılmayın. (Sadece Coffe Shopta geçen bir tatil olmasın). Hem şehri tanıyın hem de eğlencenin tadını çıkarın. Ben şahsen gittiğim şehirleri bu şekilde yaşamayı daha çok seviyorum. Hem eğlenip hem öğreniyor insan böylece 😀 Tavsiye ederim.
Herkese kocaman sevgiler…
Not: Soranlara cevaben Roma yazısı yolda…

 

 

 

Amsterdam güncesi vol1.

Bu sene leylek gördüğümü anımsamıyorum ama sanırım ağzım açık havalara bakınırken bir şekilde gözümün önünden geçtiler çünkü bir sürü seyahatin ortasında buluverdim kendimi bu yaz. Elbette bu durumun bir diğer nedeni biletleri kışın toparlayıp yaz tatillerini önceden organize etmemde olabilir ama ben leylek hikayelerini her zaman daha çok sevmişimdir 🙂 Misal beni dünyaya leylekler getirdi (annemle babam duymasın) 🙂

Neyse gelelim her seferinde ayrı sevdiğim Amsterdam’a ve bu seneki seyahat notlarıma. (geçen sene tembelliğim yüzünden yazmadığım yazıyı telafi etmek için uzun uzadıya iki parça olarak yazayım diyorum  😀 bittiniz :D)

Öncelikle şunu belirteyimki bence Amsterdam için internet vs paketi almanıza gerek yok:). Çünkü girdiğiniz tüm müzelerde ve kafelerde ücretsiz wifi mevcut. Müzelerde genelde wifi şifresiz oluyor. Kafe’lerde de wifi varmı dediğiniz anda hemen şifreyi veriyorlar:) Yurtdışı görüşmelerine dahi kapalı olabilir hattınız herkesle whatsapp ile iletişim kurabilirsiniz 🙂

İkinci olarak sadece bu tatile özel olmayan naçizane bir tavsiyem var sizlere o da offline bir map indirmeniz. Ben Ulmon diye bir map buldum. Bir yerden bir yere giderken konum servislerinden yerinizi gösteriyor, aradığınız adrese ulaşımınızı sağlıyor özetle isteseniz de şehirde kaybolamıyorsunuz:) Bu arada aklınızda olsun Ulmon’da gitmek istediğiniz yerleri tatile çıkmadan sakin kafa ile işaretler ve kaydederseniz orada çok rahat edersiniz. Ben buradayken kaydedip yıldızlamıştım gideceğim yerleri orada çok çok rahat ettim. Haritamı açıp nokta atışı ile gideceğim yerlerin yollarına düştüm 🙂

Bu arada bisiklet kiralamakla ilgili fikrinizi bilmiyorum ama biz tüm şehri yürüyerek dolaştık, dümdüz olduğu için gayet yürünebilir bir şehir. Bisiklet kiralamaz ve bizim gibi yürüyerek veya tramvay kullanarak gezmek isterseniz kesinlikle 48 saatlik tramvay biletlerinden alın, fiyatı 12 euro olan bu bileti aldığınızda 48 saat boyunca tüm tramvay hatlarına istediğiniz kadar indi bindi yapabiliyorsunuz. Bileti tramvay içinde şöförden ya da ortada kabinde orturan görevliden alıyorsunuz. Direk binip bana bilet ver babacım demeniz yeterli, dışarılarda bilet arayıp zaman kaybetmeyin 😀

Gelelim nerelere gitmeli kısmına : Bu aslında biraz kişisel zevke bağlı bir durum kimisi sokaklarda dolaşmayı sever kimisi restoranlarda yemek yemeyi kimiside herşeyi boşverir müzeleri gezer vs vs. Ben biraz ortaya karışık yaptım bu sefer 😀 Siz içlerinden beğendiklerinizi ilginizi çekenleri deneyebilirsiniz 🙂

Malumunuz Amsterdam denince akla bir çok şey (!) geliyor ama biz kanaldan başlayalım 🙂 Kanal turu olayı oldukça keyifli oluyor bir tura dahil olup şöyle uzun uzadıya kanalda takılabilirsiniz. Turlar genelde Central Station olarak bilinen şehir merkezinden başlıyor. Burada Gray Line diye bir gemide Türkçe anlatımlı kanal turu mevcut, yok bana Türkçe-İngilizce farketmiyor gelişine vurucam derseniz oradaki hatlardan herhangi birine binebilirsiniz. Ha bu arada yok ben kanal turu için ölmüyorum paramı oraya harcamak istemiyorum diyenlerden iseniz, ücretsiz kanal turu alternatifi olarak Heineken Experience’e gitmenizi tavsiye ederim (Buradaki beleş kanal turu detaylarını aşağıda ayrıca vereceğim:D).
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (10)

DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (14)
Tıngır mıngır kanal turu yanında gidilebilecek yerlerin başında benim için müzeler var ki ben Rijks ve Vangogh müzelerini şiddetle tavsiye ederim. Rijks çok büyük yani en az 3 saatinizi gözden çıkarmalısınız hatta belki daha fazlasını. Birde kesinlikle girerken müzenin iç planını gösteren krokiden alın içerideki danışma masasından çünkü çok büyük olduğu için o haritadan takip etmezseniz yarısını gezip bitti diye çıkabilirsiniz 😀 Şahsen ben bir önceki sefer bazı salonlara girmemişim:) Bu sefer köşe bucak gezdim.
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (2)
Bu arada bu Rijks müzesine gittiğinizde bu kütüphaneyi görmenizi tavsiye ederim. Müzenin içinden özel bir balkon ile kütüphaneyi ve içerisinde sessiz sakin kitaplara gömülmüş çalışan insanları görebiliyorsunuz. Neden bilmem ben her seferinde bu kütüphaneye bakarken kendimi Harry Potter filmlerinde gibi hissediyorum 🙂
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (9)
Müzelerde bir de şöyle bir tavsiyem olacak eğer mümkünse önceden bilet almanız iyi olur. Zaman kazanırsınız zira kapıda çok kuyruk oluyor. Ama önceden alamazsanızda bu iki müzenin olduğu müze meydanı olarak bilinen bi yer var orada hediyelik eşyada satan müzeye ait bir bilet satış noktası var. Hem Rijks hem de Van Gogh için oradan bilet alabilirsiniz.
DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (8)
Bir de aklınızda olsun gezi sıralaması yaparken Rijks’in 17:00’da kapandığını hesaba katarak hareket edin. Biz aynı anda iki yerede bilet aldık Rijks 17:00’da kapanacağı için önce ona gittik ardından Van Gogh’a gittik (22:00’ye kadar açıktı) bu bilgi aklınızın bir kenarında bulunsun orada gişe görevlisine zaren güncel durumu sorarsızınız 🙂 Bu arada Rijks ile ilgili güzel bir bilgi; içeride fotoğraf çekmek serbest elbette eserlerin gözüne gözüne flashları patlatmadan 😀

Neyse bol bol fotoğraf çekinebileceğiniz yerlerden biri olan Madame Tussauds Müzesi ile yazımıza devam edelim 🙂 Daha önce gitmemiştim ve bu sefer merakımdan gittim. Evet ünlülerin bal mumları ile fotolar falan keyifli ama yani aşırı beklenti ile gitmeyin. Yaklaşık yarım saatte bitiyor 😀 Açıkcası ben biraz boşuna para vermiş gibi hissettim kendimi 😀 Özel merakınız yoksa ya da vaktiniz olmazsa kaçırdım diye üzülmeyeceğiniz bir yer emin olun 🙂 Ha gidersenizde tadını çıkarın 🙂DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (6)

Bu arada çok bayılmadım desem de Van Gogh’un benim babam olduğunu ispat eden aşağıdaki fotoğrafı çekinmeden ve de Einstein’a “seviyorsan git konuş panpa” tavsiyesinde bulunmadanda mekandan çıkmadım:)DeliKizinCeyiziAmsterdam2015 (7)

Eveet soyağacımıda sizinle paylaşıp rahatladığıma göre Heineken Experience’den bahsedebilirim sizlere 🙂 Bildiğin Heineken bira fabrikasını müze tadında geziyorsunuz. Heineken birasının tarihini hem bilgilendirici hem de eğlenceli biçimde anlatıyorlar. Bol bol eğlenceli aktiviteleri var ayrıca bira seviyorsanız bira yapımı ilginizi çekecektir bir de elbette orada ikram edilen biraları içmekte ayrı bir keyif 🙂 Özellikle 10 dk’lık sinema gösterimi ile biranın yapım aşamalarını anlattıkları bir etkinlik var ki cidden keyifli 🙂 (bir bira şişesi içerisindeymişsin gibi seni sallaya sallaya video izletiyorlar :D)

Müzeden çıkmadan önce size ikram edilen 1-2 şişe birayı içebilir ya da onun yerine gidip bira dolumu sertifikası alabilirsiniz 🙂 Oldukça yalandan bir sertifika ama baya baya şirin bişey 🙂  Barın arkasına geçip bir barmenin verdiği bilgi ve kısa eğitim sonrasında bira doldurmayı öğrenip doğru doldurana kadar bir kaç deneme yapıyorsunuz 😀

Ve yazının başında belirttiğim kanal turu olayı var. Şöyleki müze çıkışında kapının oralarda görevliler bilet dağıtıyorlar onlardan bilet alıp Heineken’in özel kanal aracına biniyorsunuz. Sonrasında Heineken’in şehrin başka bir yerinde olan hediyelik eşya dükkanına 10 dk lık bir kanal turu ile ulaşmış oluyorsun. Özetle kanal turuna para vermem ben diyenler için alternatif kanal turu ehehehe 🙂

Daha yazacaklarım elbette bitmedi ama hepsini tek bir posta sığdıramadım:) Siz bu yazdıklarımı okurken ben çoook ama çoook uzaklarda olmayacağım elbette 🙂 ikinci bir post yazmaya başlayıp bu yazıya sığdıramadığım kısımları anlatıp Amsterdam tatiline ait notlarımı bitireceğim:) Herkese iyi okumalar. İkinci yazıda eli kulağında bugün yarın karşınızda olur 🙂