Monthly Archives: August 2012

Ojem olmadan asla serisine devam :)

Şu güzel yaz günlerinde cıvıl cıvıl renklere bezenmiş tırnaklar kadar güzel birşey olamaz benim için. Bu bağlamda ojem olmadan asla serisine devam niteliğinde bir post hazırlamak istedim.

Denediğim bir çok oje rengi ve markasını zaman zaman burada sizlerle paylaşacağım elbette ama seriye başlamak için hangi ojemi seçsem diye düşünürken son dönem fena şekilde takıldığım iki ojem ile başlamaya karar verdim.

Herkes duymuştur sanırım tırnak bakımı için çeşit çeşit Kalyon marka ojeleri -yok zayıf tırnaklar için yok lekeleri yok etmek için yok onun yok bunun için- lakin bugüne kadar ben hiç ama hiç renkli ojelerine rastlamamıştım bu markanın. Sanıyorum yeni çıkardılar renkli oje serilerini çokta güzel yapmışlar açıkcası. Özellikle iki rengine bayıldım. Tüm yazımı bu iki rengi sürerek geçirebilirim (desemde inanmayın elbette daha şimdiden bir sürü başka renk daha aldımJama yinede bu ikilide tatil bavuluma girmeye hak kazanacak kadar ön sıralara çıktılar bu yaz).

Hazır tatilinde ortasındayken biraz kumsalın enerjisinide yansıtmak adına güzel güzel post fotoları çektim size umarım beğenirsiniz…

Bu arada son fotoğraftaki minik eller tatilde karşılaştığım sevgili arkadaşım Goncanın dünyalar güzeli kızı Dora’ya ait… Bu post için kendisiyle özel çekim yaptık 🙂 Ojelere olan aşırı düşkünlüğü aramızdaki ilişkiyi ciddi boyutlara taşıdı 🙂

 

yağmur çamur demeden… :)

insan istedikten sonra ne londradan yollanan “ultraviyole ışınların vücuda giriş çıkış bölgeleri” ile ilgili beddualar (:p) ne yağmur ne çamur hiç bir şey engel olamaz istediği şeyi yapmasına. işte hedefe kilitlenmek tuttuğunu koparmak (!) böyle birşey :p ehehhe dahada abartırım ben bu cümleyi ama suyunu çıkarıp öss ye hazırlanan öğrencilere gaz veren dersanelere dönmeyeyim:))

aslında şımarık şımarık uzattığım şey geçenlerde sevgili BANG BANG ile (ki burada ki G olarak tanımladığımız arkadaşımız Londrada olup kıskançlık dolu gözleri ile her havuz planımızda yağmur duasına çıkmaktadır :))  yağmur çamur dinlemeden kendimizi havuza atışımızın hikayesine giriş olacaktı 🙂

şimşekler kafamıza kafamıza çakarken “ulan suda iletkendir yıldırım düşecek haşlanacaz” geyikleri yaparak. ha birde sitede yasak olmasına karşın “acil durum bu normal dışı bi olay” kisvesi altında bombalama tekniği ile havuza atlayarak, yanımıza gelen görevlilere havuzun içinden “yağmur yağıyo ıslanıyoruz buna bi çözüm yokmu” şakaları yaparak günü geçiren bizler günün sonunda ellerimizde sırılsıklam kıyafetler, içi su dolu spor ayakkabılarımız ile havlulara sarılmış eve doğru yürürken “evet ya insan istedikten sonra yağmur çamur dinlemez kafasına koyduğunu yapar ” diye günün sözünü söylemiş olduk. hayır, okadar şımarık bir günde bile böyle dersler çıkarabiliyor olmamız, “hasta olucaz ya hay aksi” dedikten sonra ya tekrar yağmur yağsada havuz boşken yine deli gibi hoplayıp zıplasak planları yapmamız koca koca insanlar olmamıza rağmen çocuklar gibi şendik durumunu yaşamamız iyimi kötümü bilemedim 🙂 hatta o kısmı düşünmeyi size bıraktım:)

yazıma son verirken belirtmek isterimki; sevgili G bu yazıyı senin için senin daha fazla londrada kalarak hem kendini özletmeni hemde her havuza gidelim planımızda yağmur duasına çıkmanı engellemek daha doğrusu hayatlarımızı daha yaşanılır kılabilmek için yazıyorum 🙂 bence eve geri dön BANG BANG sensiz eksik kalıyor…

G’ye özel not : Burda sana tütsüler yakarız eheheh :p

 

Mykonos (Santorini – Mykonos yolcusu kalmasın Bölüm – 2)

eveeettt nerde kalmıştık 🙂 Santoriniden 17:00’da ayrıldıktan sonra biraz rotarlıda olsa 23:00’da Mykonos’a vardık. Mykonos’u şöyle özetlemek istiyorum “Bodrum’un sokaklarında Nişantaşı yada İstinyepark mağazaları dolu” 🙂 Sokakta yürüken bir bakıyorsunuz Louis Vuitton mesela  🙂

Bir kere Mykonas’a gitmek isteyenlere özel olarak belirtmeliyimki gönül rahatlığı ile dolabınızdaki en ama en iddialı parçayı yanınıza alabilirsiniz 😀 beyler gayet hoş bayanlar inanılmaz iddialı…hani yüzü güzel olmasada kolu bacağı dekoltesi zaten yüze sırayı getirmeden kadının ne kadar güzel olduğunu düşünmenize sonrada için için ayyy keşke bende bunu diilde şu kıyafetimi getirseydim düşüncelerine dalmanıza yetiyor 😀 iddia iddia iddia heryerde iddia:D

ama üzülmeyin güzel şeylerde oldu mykonosta:D mesela inanılmaz güzel meyvalı yoğurtlar yedik eheheh heryer zaten fıkır fıkır özel bir mekan söylemeye gerek yok. hayat sabahlara kadar capcanlı. biz çok yer dolaşabilelim diye bütün gece (gemiye dönüş saati sabah 05:00 idi) mekanların bir kapısından girdik diğerinden çıktık resmen 🙂

neyse özetle çok keyifliydi hadi birazda mykonosu gezelim 😀

not: kıskançlık değilmi kadınları çekmedim valla 😀 eheheheh kayıtlara geçirmek istemedim unutmak istiyorum onları  🙂

hayır en kötüsüde bir sürü resmi ekledikten bir sürü şey yazdıktan sonra kaydedemeden hepsinin kazayla postun içinden uçuvermesi 😀 neyse tekrar yazarım ne yapalım 😀

evet ne diyordum tatil güzel. gezmek yeni yerler görmek muhteşem. sonra mutlu mesut geri dönmek çok daha muhteşem ama en güzelide kafa dengi bir dostla tatilin tadını çıkarmak elbette 😀 sevgili emine dişçi iyiki gittik. geleneksel yurtdışı seyahatlerimize bir tane daha eklemiş olduk. hatta şimdiden bir sonraki yılın planlarını yapmaya başladık ama şimdilik aramızda kalsın dimi 🙂

son olarak heryerdeki fotoğrafları koyup gemi içersinde geçirdiğimiz zamanlarla ilgili fotoğraf koymamakta olmaz diye düşünerek bir miktarda gemi içersindeki fotoğraflarımızdan ekliyorum 😀 herkese kocaman öpücükler ayrıca Dorak Tur ile Yunan adalarına gidecek olan yada gitmek isteyip fikir isteyenler gönül rahatlığı ile bana ulaşabilirler…

canım Paw‘larımdan koymazsam olmazdı 🙂


tatbikat dediler. bizde yaptık 🙂

çocuklar gibi şendik :p buda benim titanic uyarlamam 🙂

Santorini – Mykonos yolcusu kalmasın…. Bölüm 1 :)

biliyorum arayı açtım. hatta kendimede çok kızdım bu konuda ama sonra oturup bir güzel bahaneler buldumki ben bile inandım kendime :p şaka bir yana tatil dönüşü iş yoğunluğunun orta yerinde buluverdim kendimi. şimdide ufacık bir boşluk yakalayıp günlerdir tamamlamaya çalıştığım postumu yazıyorum…

daha fazla uzatmadan gelelim süper atraksiyonlu tatilimizin detaylarına. baştan uyarayım bu yazıyı uzun tutcağım çünkü benzer bir tura katılmak isteyenlere fikir versin istiyorum.

öncelikle tur iki yerden start alabiliyor. ya istanbuldan yola çıkıp izmirde gemiden ineceksiniz. yada tam tersi izmirden binip istanbulda ineceksiniz. Biz dönüşte araç bulma stresi yaşamamak için izmir çıkışlı olanı tercih ettik.

bizim gibi izmir cikisli iseniz ve istanbuldan geliyorsaniz bir gece önce ucretsiz servislerle dorak tur tarafindan izmire götürülüyorsunuz. otobüs yolculuğu otobuslerin konforlu olması ve çok kalabalık olmaması sebebi ile sorunsuz geçti. tek sorun sabah 8.00 gibi izmirde oluyorsunuz ve gemiye alimlar saat 13:00 da basladigi icin yaklasik 5 saat kadar oyalanmaniz gerekiyor. Burada tek can sıkıcı nokta bu 5 saat boyunca bavullarinizi birakabileceginiz herhangi bir yer olmamasi. eğer bizim gibi bavulda olsa dinlemem ben gezerim diyorsanız izmiri dolaşmak için güzel bir fırsat bence…

Gemiye girdikten sonra ilk dikkat ettiğim şey neredeyse tüm personelin yabancı olması idi. sanırım Türkiye’den binince Türk personelle dolu bir gemide yolculuk edeceğim gibi bir izlenime kapılmışım 🙂

Genel itibari ile gemi icersi soguk bu yüzden siz siz olun kalin kiyafetler götürün yanınızda. Yemekler oldukça doyurucu, aritma su içmekle ilgili bir sıkıntınız yoksa gemide su sıkıntısı yaşamazsınız, su ve akşam 5 çayındaki çay kahve dışındaki tüm içecekler ekstra ücrete tabi. yok ben gemide alkol tüketimimi rahat rahat yapayım diyorsanız gemiye binmeden önce duty freeden içkilerinizi almanızı tavsiye ederim. yanlız aman dikkat aldığınız içecekleri çantanızda içeri sokmanızda fayda var aksi durumda bizim başımıza gelen şey başınıza gelebilir, yani içeri girerken (sonrasinda geri iade edilmek kaydi ile) ickilerinize el konabilir 🙂 (allahtan birini çantamızda taşıyordukta onu sokabildik :p)

tatilin en yogun ve en dolu gunu ikinci gündü. Sabah 9:30 da santorini ile baslayan macera aksam 17:00 da santoriniden ayrilip 23:00 sularinda -rotarlıda olsa- mykonos’a ayak basarak ve sabaha kadar mykonos gecelerinde takilarak gecti.

Oncelikle santoriniden bahsetmek istiyorum. Santorini’de karaya ciktiginizda merkez olan Fira’ya ulasim icin 2 yol cikiyor.biri teleferik digeri ise eşeklerin sirtinda yada kendinize asiri guveniyorsaniz yuruyerek yukari tirmanmak. ben sahsen biraz hayvan sever oldugum icin eşeklere kiyamadim. okadar dimdik ve uzun bir yolki yurumeyide gozum kesmedi teleferiği tercih ettim. eger yukseklik korkunuz yoksa kesinlikle teleferigi tavsiye ederim kişi başı 4 euro veriyorsunuz ve teleferige bindikten 30 saniye sonra (muhtesem manzara esliginde) yukari tirmanmis oluyorsunuz. Fira’ya adim atar atmaz “evet ya yunan adalarina gelmişim” diyor insan, o yollar, etrafta duyulan yunan ezgileri, insan sesleri, bembeyaz evler, hediyelik esya dukkanlari, civil civil sokaklar muhtesem yemek kokulari 😉

Fira’da biraz dolastiktan sonra filmlerdeki asıl Santorini’yi gormek icin Oia yollarina dustuk. Oia yaklasik 30 dakikalik bir otobus yolculugu sonucunda ulasilan bir yerlesim birimi ve santoriniye has o mavi kubbeli binalar o bembayaz tatlimi tatli daracik sokaklara ev sahipligi yapan kasaba. malesef zaman kisitimiz oldugu icin biraz kosturmaca ile gecti Oia ve Fira gezilerimiz ama saatler sonunda buyulenmiscesine gemimize geri donduk.

Bu arada unutmadan adaya ayak bastiginizda teleferiklere gitmeden once ufak bir duty free var kesinlikle kullanilmali ada donusunuzu bu duty freeyede yarim saat kadar zaman ayiracak sekilde organize etmnizi tavsiye ederim. şöyle bir örnek vermem yetecektir sanırım benim yıllardır severek kullandığım ve her daim çekmecemde bir tane bulundurduğum jil sander sun’ı 19 euroya aldım… çok mutluyum eheheh 🙂 şimdi biraz santorini fotoğraflarına bakıp sonra mykonos’a doğru yol alalım…